Çocuk, yetişkinlerin mükemmel olmadığını anladığı gün ergen olur, onları affettiği gün yetişkin olur, kendini affettiği gün bilge olur.
Her kişi, er kişi, şer kişi…
İyiliğe iyilik HER kişinin,
Kötülüğe iyilik ER kişinin,
İyiliğe kötülük ise ŞER kişinin işidir.
Neyi bilmediğiniz hakkında hiç bir fikriniz yok.

Neyi bilmediğiniz hakkında hiç bir fikriniz yok.
Elon Musk
Bertrand Russell – Muhammed Ali
Muhammed Ali,
Ernie “Ahtapot” Terrell ile çıkacağı maça hazırlanırken, çalıştığı salonda onu seyre gelen basın mensuplarının, “Komisyon sizi askere almaya karar verdi, Vietnam’a gönderileceksiniz, buna ne diyorsunuz şampiyon?” şeklindeki sorusuna, “Vietkonglularla ne problemim olabilir ki? Onlar bana hiçbir zaman ‘pis zenci’ demediler!” yanıtını vermişti..
O akşam evine döndüğünde, evinin önünde, aleyhinde “vatan haini”, “koca ağızlı piç”, “askerde gününü göreceksin”, “senden nefret ediyorum” diye bağıran bir kalabalıkla karşılaşır.
Sinirli bir şekilde evine girdikten sonra da ardı ardına çalan telefonlar ve her türlü hakaret durmak bilmez. Bir ara, kardeşi Rahman bir telefon ahizesini ona uzatır, “İngiltere’den Bertrand Russell diye biri arıyor,” der.
Hattın öbür ucundaki adam İngiliz aksanıyla konuşmaktadır: “Merhaba, Muhammed Ali ile mi konuşuyorum?”
– Evet, buyurun.
– Tebrikler! Şampiyonlar genellikle iktidardan yanadır. Siz öyle değilsiniz.
Bertrand Russell’ın kim olduğu hakkında en ufak bir fikri olmayan M. Ali sorar:
-Pekala ahbap, sana bir soru: Mayıs’ta Londra’da sizin Henry Cooper’la maçım var. Bahis oynayacak olsan, parayı hangimize yatırırsın?
“Cooper güçlü bir boksör, fakat paramı sana yatırırdım..”
“- Ha ha haa ! Göründüğün kadar aptal değilsin !..”
O günlerde sıklıkla yaptığı bir espridir bu Muhammed Ali’nin..
Birkaç gün geçer.. Lisansını geri alabilmek için, Vali Reagan’ın ofisine giden boksör, bekleme salonunda bunalmış durumdayken, kitaplıktan rastgele bir ansiklopedi alıp karıştırmaya başlar.. Ve o ciltte yine tesadüfen Bertrand Russell ile ilgili şu satırlarla karşılaşır: “Bertrand Russell 20. yüzyılın önemli filozoflarından biri, matematikçi, 1950 Nobel Ödülü sahibi…”
Çok utanmıştır, bu büyük yazara karşı yaptığı espri nedeniyle. Hemen o gün Russell’a telefon açar:
“-Efendim, ben serserinin tekiyim. Lisede bana sizin kim olduğunuzu öğretmemişlerdi. Yaptığım kaba şakadan ötürü beni bağışlayın lütfen..”
“Rica ederim. Bence güzel espriydi. Lütfen bunu dert etmeyin şampiyon. Siz tüm insanlığın iyiliği için çalışan birisiniz. Size tüm benliğimle hayranlık duyuyorum. İngiltere’ye gelince haber verin..”
Muhammed Ali bu görüşmeden sonra, İngiltere’ye gideceği güne kadar, Russell’ın hemen hemen tüm kitaplarını okur ve çok sever.. O kadar ki, onun bir fotoğrafını yanında taşımaya başlar. İnsanlara ondan bahsederken çıkarıp göstermektedir..
İngiltere’de görüşemezler, yazar zaten çok yaşlıdır.. Fakat onunla sık sık mektuplaşırlar, birbirlerine kart gönderirler..
1970’in Şubat ayında bir gün ona telefon ettiğinde, Russell’ın birkaç gün önce öldüğünü öğrenir..
Hiç görüşemediği, fakat onu gerçekten çok sevdiği yazarın fotoğrafını hep yanında taşır..
K. PERKER “Defterler”
Biz namuslu yaşadık.

Biz namuslu yaşadık Tilda. İyi insanlar olduk.
Yaşar Kemâl
Birilerinin bir şeyisin.
Bir fikrin yok çünkü senin yerine düşünen birileri var.
Bir amacın yok, zaten birileri senin yolunu çiziyor.
Hayatta bir duruşun hiç olmadı çünkü sana nerede durman gerektiğini söylediler.
Soru sormayı ve merak etmeyi bilmiyorsun, sana süper marketlerden paketlenmiş cevaplar sunuyorlar.
Sen bir şeylere sahip değilsin, birilerinin bir şeyisin.
Harıl harıl konuşsan bile, başkalarının dilisin.
Bir kitap
Bir kitap okuyan her şeyi bildiğini zanneder.
İkinci kitabı okuyan kuşkuya düşer.
Üçüncü kitabı okuyan hiç bir şey bilmediğini anlar.
Yasalar ve düzen olmadan organize suç işleyemezsin.
Piramitler
Piramit, göklere ulaşma ve yücelme tutkusunu belirten kutsal la bağ kuran bir simgedir. Eski Mısır dilinde piramit sözcüğünün karşılığı “mere” dir. Bu terimin özü kozmik, evrenle ilgili bir anlam içermemektir. Etimolojik açıdan incelendiğinde, “yukarı çıkış yeri” ya da “yukarıya çıkışı sağlayan nesne” anlamına gelmektedir.
Piramit sözcüğü Yunanca’da ise ’Pyros’’ sözcüğünden türetilmiştir.
Pyros Yunanca’da ‘’Ateş’’ anlamına gelmekteydi. Bu sözcüğün “Kutsal Işık” anlamında da mecazi kullanımı bulunmaktadır.
Piramit denilince aklımıza ilk olarak Mısır Piramitleri gelse de, Amerika kıtasından, Asya kıtasına kadar dünyanın bir çok bölgesinde aynı Mısır Piramitleri gibi çeşitli eserler mevcuttur. Bunlara örnek olarak; Sümer yapısı Ziguratlar, Bosna piramitleri, Maya, Aztek piramitleri ve Çin’de bulunan Türk piramitleri öne çıkanlardır.
Mısır’ı anlatmaya öncelikle Nil nehrinden başlamak gerekir. Mısır’ın en önemli besleyici kaynağı Nil nehridir. Ayrıca doğal bir ayırıcı da olmuştur. Bu sebeple Mısır’ın ülkesinin ilk yılları Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır olarak iki ülke olarak gelişmeye başlamıştır. Yukarı Mısır’ın başkenti Nekheb’di. Şehri atmaca Tanrıça Nekhebet koruyordu. Aşağı Mısır’ın başkenti ise delta da buluna Pe kenti idi. Yunanlılar daha sonra buraya Buto adını vermişlerdir. Bu kenti ise yılan Tanrıça Edjo koruyordu. Bu dönem aynı zamanda “Sülaleler öncesi dönem” olarak da geçer. Bu ayrı birliğe sahip ülkeyi Yukarı Mısır’ın kralı Menes birleştirmiştir. Kral Menes aynı zamanda “Akrep Kral” olarak da bilinmektedir. MÖ 3100de bu siyasi birleşme ile Mısır’ın bilinen tarihi ve hanedanlar dönemi başlamıştır. Menes başkentini Memphis’te Nil’in batı yakısına kurar. Kentin yeri hem siyasal hem de sembolik olarak önemlidir. Çünkü deltanın üst bölümünde ve Aşağı Mısır ve Yukarı Mısır’ı birleştiren bir noktadadır. Nehrin karşı bölümü ve 20 km. kuzeyinde ise efsanevi kent Annu ya da Yunanlıların taktığı isimle Heliopolis bulunmaktadır. Burada çok güçlü rahiplerden oluşan bir ekolü temsil ve devam ettirmişlerdir. Güneş Ra’nın tapınağı da buradadır. Yazılı en eski tarihi bilgileri bize aktaran Herodotus, bu şehir ve misyonundan saygıyla bahsetmektedir. Yine nehrin karşı kıyısı ve yukarısında Gize platosu bulunmaktadır. Egyptaloglar buraya Mukattam Formasyonu da demişlerdir. En çok bilinen üç büyük piramitte yine bu alandadır. Bu piramitlerin yapılışı ıv.hanedan dönemine denk gelmektedir. Piramitler ıv.hanedandan gelen firavunların isimleriyle anılırlar. Keops, Kefren, Mikerinos…Gize Platosunda ayrıca, daha başka uydu piramitler, dua yerleri, tapınaklar, efsanevi büyük sfenks yer almaktadır.
Heliopolis aynı zamanda devleti de içine alan bir külte ve dinsel yapıya sahipti. Farklı yerleşimlerde, farklı tanrı ve tanrıça inanışları olsa da Heliopolis’in temsil ettiği Atum-Ra ve dokuz Tanrı ve Tanrıçadan oluşan Panteon her yerde saygı ve inanış görüyordu. Piramitlerin yapımında da Heliopolis’te bulunan rahiplerin rol oynadıkları ve yönlendirmelerine göre yapıldığı kesinlik taşımaktadır. Heliopolis bilgeleri, çok iyi eğitim almakta idiler. Simgesel mimari, hiyeroglif yazısının gelişimi, matematik, astronomi ve örtük bilgilere vakıftılar. Aynı zamanda Sirius Gizemi olarak da adlandırılan gizemlere sahiptiler. Piramitlerin yapılışında bu gizem önemli olmuştur. İlk piramit olarak tanımlanacak yapılar ııı. Hanedana denk gelen basamaklı Zoser piramitidir. Bu piramitin yapılmasında firavun Zoser’in veziri de olan Heliopolis rahibi İmhotep bir çok yeni teknik uygulatmıştır. Aynı zamanda Yunanlılar İmhotep’i kendi tıp Tanrıları Asklepios la özdeştirmişlerdir. İmhotep Heliopolis’in başrahibi ve astronomu idi. Onu “başgözlemci” olarak adlandırmışlardı. IV.hanedan dönemine denk gelen Gize piramitlerinin planlanmasında İmhotep’in rolü olduğu ancak yapım aşamasını göremediği çeşitli kaynaklarda geçmektedir.
Ancak Mısır bundan çok daha öncesinde, Mısır tarihinin başladığını ve her iki ülkenin de Tanrılar tarafından yönetildiği altın bir çağın varlığına inanır. Bu çağ ilk ilahi firavun olarak Osiris’den başlatılır. Ölen firavunları Osiris’e ulaşırken, yeni firavunları ise Horus olarak kabul görür.
Büyük piramit ya da Keops piramiti, (Herodotos’un Grekleştirdiği ismiyle) Koruyucu Tanrısı Khunm-Khuf olan Khufu döneminde yapılmıştır. Keops büyük piramit için Gize’nin yaklaşık sekiz km. batısında ve Libya Çölü kıyısında bir bölgeyi seçmiştir. Gize bu günki Kahire’nin güneybatısında, Dakfour’un kırk ve Memfis’in otuziki km. kuzeyinde bir kenttir. IV. Hanedan’ın krallarından Khafre (Kefren) ve Menkaure (Mikerinos) piramitleri de aynı plato üzerindedir.
Tüm kompleksin dağılımı, Orion takımyıldızı şeklinde oluşturulmuştur. Keops piramiti, coğrafi konum olarak kuzey 30’ enlemi üzerinde yer almaktadır. Piramiti tabanını ikiye bölen boylam hattı ise, en fazla kara parçası ve en az deniz üzerinden geçen boylamdır. 30’derece enlemi ise yine en fazla kara, en az deniz içeren enlemdir. 30. Enlem’le 30. Boylam üzerinde bulunan Keops, bulunduğu nokta itibariyle aynı zamanda, Dünya’mn diğer gizemli noktaları ile de büyük bir uyum içindedir. Bermuda Üçgeni, Ejder Üçgeni ve Lhasa Keops’un tam olarak tabanından geçen 30. Kuzey Enlemi de Dünya üzerindeki bazı gizemli noktalarla irtibatlıdır. Gize’den ayın uzaklıkta olmak üzere Batı’da Bermuda Üçgeni, Doğu’da ise Japonya açıklarındaki Ejder Üçgeni bu enlemin üzerinde yer alır Merkezi Gize olan bu her iki simetri içinde bulunan bölgelerin geçmişi bugün bile açıklanamayan yaşanılmış bir dizi esrarengiz olaylarla doludur. Üstelik aynı enlem Tibet’in gizemli başkenti Lhasa üzerinden de geçmektedir.
Temelinin her bir köşesi 51 derece, 51 dakika, 14 saniye Pi Sayısı Temel çevresinin yüksekliğine oranı Pi sayısının iki katma eşittir: 2 X 3.1415. Piramit Kübiti Bu eserin yapımmda kullanılan temel ölçüm birimi 636.66 ram’ye denk gelen “Piramit Kübiti”dir. Dünyanın merkezinden Kutba uzatılan yarı çap Dünyanın merkezinden Kutba uzatılan yarıçap 6357km’dİr Bu da “Piramit Kübitii”nin 10 milyon katına eşittir. Piramidin her bir üçgen biçimindeki yüzeyinin yüzölçümü piramidin yüksekliğinin karesine eşittir. Böyle olması için, yapılan hesabın altın sayısı (Fİ sayısı) na tekabül etmesi gerekir.
Dünya ile Güneş arasındaki mesafe; Dünya ile Güneş arasındaki mesafe ortalama 149.5 milyon kilometredir. Piramidin yüksekliğinin ise tahmini olarak 147- 149 metredir. Tahmin ediliyor dememizin sebebi (epe noktasının zaman içinde erozyono uğramış olmasından dolayı bu gün için kırık olmasıdır) Bu oranlara baktığımızda, piramidin yüksekliğinin I milyarla çarpımının dünyamızın Güneşe olan uzaklığını vermekte olduğu görülmektedir.
Güneş Yılı’nın Günleri: Piramidin temel kenarının uzunluğu 365.25 “Piramit Kiihiti”dir. Bu da, Dünya’nın Güneş Yılı’nın gün sayısına eşittir.
Depremlere dayanıklılığı: Büyük Piramit çok sağlam bir kaya yatağının üzerine inşa edilmiştir. Hem bu nedenle, hem de geometrik şeklinden dolayı, çok şiddetli depremlerden bile etkilenmesi mümkün değildir. Binlerce yıldır ayakta kalması da zaten bunun en büyük kanıtıdır.
Tonlarca ağırlığındaki Piramit ve Kireç Taşı blokları: Yapımında yaklaşık 2.600.000 blok granit ve kireçtaşı kullanılmıştır. Bu taş bloklarının her birinin ağırlığı 2 tondan 70 tona kadar değişmektedir. Milimetrelik bir orandaki titizlikle özel boyutlarda kesilen tüm bu bloklar, birbirleri ile o denli hassa bir şekilde birleştirilmişlerdir ki, bloklar arasından saç teli bile geçemeyecek derecede, hiçbir boşluk bırakılmamıştır. Bu birleştirilme işleminde harç kullanılmamıştır. Yüzeylerindeki çıkıntıları basamak gibi kullanarak yaklaşık yarım saatte piramidin tepesine tırmanmak mümkün olabilmektedir. İlk yapıldığında üzeri cilalanmış kireçtaşı levhaları ile kaplıydı. Dolayısıyla yüzeyi bugünkü gibi basamaklı değil, dümdüzdü. Hem depremler, hem de insanoğlunun tahripkâr davranışları nedeniyle, bu tabaka artık tümüyle yok olmuştur. Kireçtaşı levhalarının ne yazık ki çoğu, daha sonraları Kahire’de ki inşaatlarda kullanılmıştır.
BÜYÜK PİRAMİDİ ARAŞTIRANLAR
Tarihi kayıtlara göre Piramide girmeye çalışan ilk kişiye M.S 820 yılında rastlıyoruz. Harun-u Reşid’in oğlu olan Halife Abdullah Al-Mamun, piramidin içinde muazzam hazinelerin saklı olduğunu duyduğunda,bu gizemli yapıya girmek için bir ekip oluşturmuştur. Al-Mamun hazinesine kavuşamamakla beraber “Kral ve kraliçe odası” olarak adlandırılan önemli bölümleri keşfetmiştir.
İlk Bilim Âdâmı, 1638’de Piramide Adım Attı…
Bu tarihte İngiliz Astronom ve Metamatikçisi John Greaves ilk incelemeye gelen bilim adamı olmuştur. Sonrasında İngiliz Nathaniel Davison, Napolyon ve askerleri, 19.yy başlarında Kaptan Caviglia 1836 da kendisine katılan Albay Howard Vyse ile burada yerleşip uzun süre kalmış ve bir çok keşifte bulunmuşlardır.
EZOTERİK AÇIDAN PİRAMİTLER
Piramitler şekilsel özellikleriyle enerjileri konsantre etme özelliğine sahip oldukları gibi aynı zamanda şekilsel özellikleriyle ezoterik anlamlara da sahiptir. Piramidin şekilsel olarak neyi sembolize ettiğini anlamak için önce bu geometrik şekli parçalarına ayırmak gerekir. Piramidi oluşturan geometrik şekiller iki kısımdan oluşur. Temeli kare, yan kenarları ise tepede birleşen dört adet üçgen… Temeli kare olan yapı “Kutsal Mimari”de üçgenle yükselmek zorundadır. Çünkü üçgen kozmik hiyerarşinin sembolüdür. Aynı konik yükseliş gibi… Maddesel alanda bu yükselişinin sonu kendisini piramit şekliyle ifade eder. O halde piramit şekline genel olarak baktığımızda, spiritüel alanın piramit şekliyle maddesel alanda tezahür etmiş ya da yansımış hali olduğunu söyleyebiliriz. İşte “Kutsal Mimari”nin özünü ve temelini oluşturan ezoterik alfabenin kısa açıklaması budur.
Ezoterizm’de piramitsel mimarinin Kozmik Mabed’in bir yansıması olduğunun söylenmesinin nedeni sanırım şimdi daha iyi anlaşılacaktır. Evet… Piramit şekilsel özelliğiyle “Kozmik Mabedi” yani spiritüel ve maddesel alanlarıyla birlikte, kozmik hiyerarşik varoluşu sembolize etmektedir.
Kaynaklar:
Piramitler Gerçeği, David Furlog Tanrıların Evi Orion’da, Robert Bauval, Adrian Gilbert Antik Mısır Sırları, Ergun Candan
Ölmek…
Ölmek fiiline karşılık gelen ifadeler:
- Ölmek
- Nalları dikmek
- Hakkın rahmetine kavuşmak
- Rahmetli olmak
- Yaşamını yitirmek
- Mefta olmak
- Vefat etmek
- Tahtalı köyü boylamak
- Tahtalı köye gitmek
- Tahtalı köye muhtar olmak
- Gebermek
- Mort olmak
- Cartayı çekmek
- Ahirete göçmek
- Öbür dünyaya göçmek
- Ruhunu teslim etmek
- Can vermek
- Eks olmak
- Dört kolluya binmek
- Hayata gözlerini kapamak
- Son yolculuğuna çıkmak
- Perdenin diğer tarafına geçmek
- Hakk’a yürümek
- Dezenkarne olmak
- Cızlamı çekmek
- Toprağa karışmak
- Kuyruğu titretmek
- Zartayı çekmek
- Mortingen Ştrayze (Mortingen Strasse)
- Saklamak (Trakya Bölgesi)
- İmamın kayığına binmek
- Berzah alemine gitmek
- Terk-î diyar eylemek
- Götüne pamuk tıkanmak
- Geçmişlerine kavuşmak
- Ebediyete intikal etmek
- Emrihak vâki olmak
- Şehadet şerbeti içmek
- Şehadet mertebesine ulaşmak
- Ahirete irtihal etmek
Sayım
Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni
Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni
Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni
Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni
Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni
Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni
En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni
Şiddete karşı çıkıyorum…
Şiddete karşı çıkıyorum. Çünkü iyiymiş gibi göründüğünde yaptığı iyilik geçici; yaptığı kötülük ise kalıcıdır.
Mahatma Gandi
Kendinize dünyanın neye ihtiyacı olduğunu değil…
Kendinize dünyanın neye ihtiyacı olduğunu değil, size yaşam verecek şeyin ne olduğunu sorun ve hiç zaman kaybetmeden gerçekleştirin. Çünkü dünyanın ihtiyacı olan yaşama sevinci dolu insanlardır.
Ey, benim iyimser hâllerim.
Ey, benim iyimser hâllerim,
Çabuk aldanışlarım,
Hep inanışlarım,
Alttan alışlarım,
Hatayı hep kendimde buluşlarım,
Değmeyecekleri kafama takışlarım,
Yoktan yere, akıp giden gözyaşlarım,
Herkesi, insan yerine koyuşlarım,
Hepinize elveda…
Artık ben kimsenin,
Hiçkimsesi olmayacağım!”
Hayatınızı Değiştirebilecek Kadar Etkili 15 Söz
Bazı sözler vardır duyduğunuz anda etkisi altına girersiniz, hiç unutmazsınız. İşte o sözlerden 15 tanesi:
- En iyi oyunculuğu, Oscar gecesinde Oscar alamayan oyuncuların yüzlerinde görürsünüz.
Will Rogers - Ona çok benzeyen birini bulursun. Ve bu, zafere en çok benzeyen yenilgindir.
Leonard Cohen - Ayrılırken şefkatli konuşan taraf aşık olmayan taraftır.
Marcel Proust - Ne kadar harika bir gün. Çay mı demlesem kendimi mi assam karar veremiyorum.
Anton Çehov - Yalnızlık insana çok şey öğretirmiş… Ama sen gitme, ben cahil kalayım.
Nazım Hikmet - Eskiden derdim ki; insanın başına gelebilecek en kötü şey, bir gün ‘yapayalnız kalmasıdır’. Öğrendim ki; hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey, yapayalnız hissetmesine neden olan
insanlarla yaşamasıdır.
Goethe - Bir insan en çok kimin yanında susuyorsa, aslında en çok onunla konuşmak istiyordur.
Chuck Palahniuk - Eyleme dönüşmeyen arzu, ruh bozukluğuna yol açar.
William Blake - Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.
Aliya İzzetbegovic - Nefret ettiğin insanla iyi geçinme çabasına siz medeniyet diyorsunuz, ben sahtekarlık diyorum. O yüzden anlaşamıyoruz.
Charles Bukowski - Eğer oy vermek bir şeyi değiştirseydi oy vermemize izin vermezlerdi.
Emma Goldman - İnsanin parası varsa çalışmak zorunda kalmaz. Böylece zamanı satın alır. Bu kalan zamanda da kendini mutlu edebilecek şeyleri yapar. Yani para mutluluğu satın alır.
Albert Camus - İnsan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez.
Yaşar Kemal - Beğendiğiniz bedenlere hayalinizdeki ruhları koyup aşk sanıyorsunuz…
William shakespeare - Yavaşça kalemimin kulağına eğilip dedim ki; bir daha onun adını yazarsan, seni de kırarım.
Cemal Süreya
Beni komünist yapan neyse müslüman yapan da odur.
Beni komünist yapan neyse müslüman yapan da odur.
Adana Demirspor ve Yerde Kalmayan Emek

Adana’da bir nohut satıcısının termosunun devrilmesi sonucu yere dökülen nohutları yoğun ısrarla satın alıp yiyen Adana Demirspor taraftarlarının bir hareketi sosyal medyada yoğun ilgi gördü.
Olay şöyle:
Maç öncesi stat çevresinde nohut satan bir seyyar satıcının termostatı yere düşüyor. Termostat içindeki nohutların yarısı yere dökülüyor. Satıcı üzgün bir şekilde yere dökülen ekmek parasına üzülürken bir Adana Demirspor taraftarı adamın yanına geliyor ve yardım etmek istiyor. Ancak nohutlar yere döküldüğü için heba olmuş durumda olduğundan elinden pek birşey gelmiyor.
Bu duruma canı sıkılan emekçinin morali yerine geldin diye herkes nohut almaya geliyor. Taraftarlar ısrarla yere dökülen nohutu satın alıyor. Seyyar satıcı her ne kadar termostattan vermek istese de Demirspor taraftarı “Biz ekmeği, emeği yerde bırakmayız” diyip yerdeki nohutları almaya devam ediyor.
Çocuğunuzun biyolojik ritmine saygı duyuyor musunuz?
Çocuğu birinci sınıfa başlamış bir anne-baba çaresizlik içinde yanıma gelmişti. Çaresizliklerinin sebebi; 19 kişilik sınıfta 18 kişi okuma yazmayı öğrenmiş, bir tek kendi kızları kalmış okumaya geçemeyen. Çalmadıkları kapı kalmamış, kimi “Disleksi var galiba çocuğunuzda” demiş. Kimi “Beyindeki kimyasal denge bozukluğundan” bahsetmiş. Bütün bunlarla yetinmeyen anne, gittiği yerlerden birinde “Kızınıza kötü cinler musallat olmuş” diye duyunca film kopmuş…
Kocaman değil, henüz 6 yaşında bir kız çocuğunun okul hayatında başına gelenlerden bahsediyorum… Göz ucu ile şöyle bir baktım; utangaçtı… Bilirim ki kız çocukları bu yaşta böylesi utangaç olurlardı, sorun yoktu benim için. Adını sormak istedim, annesinin arkasına saklandı. Babası kolundan tutup saklandığı yerden çıkartırken “Amca adını soruyor, söylesene adını hadi…” demesi çocuğun içinde bulunduğu durumu özetlemeye yetti.
“Üzgünüm çocuklar sizler adına” demek geldi içimden, söyleyemedim…
“Siz dışarıda bekleyin isterseniz?” diye anne-babayı dışarıya davet ettim.
Çocuk öylece kalakaldı oturduğu koltukta… Kaygılı idi. Başına ne geleceğini bilememenin, ama kendinden büyük birisine de itaat etmesi gerektiğinin çelişkisi okunuyordu vücut dilinden.
Kendimi tanıttım. Güzel resim yapabildiğimden bahsettim. İsterse birlikte resim yapabileceğimizi söyledim. “Hı hı” diye başını salladı ürkekçe… Diz çökerek oturduk yere, sehpanın üzerine koyduğum kâğıda boya kalemleri ile ev yapmaya başladık…
Ben, yazı da yazabildiğimi söyledim. Çocuk, “Ben de yazıyorum ama biraz yavaş” dedi. “Olsun” dedim, “Ben de önceden yavaş yazıyordum. Hem yavaş yazınca bazen daha güzel oluyor” deyince gözlerime baktı, rahatladı. Sonra kaşlarını çatıp “Ama öğretmenim dedi ki hızlı yazmalıymışım. Hem ödevimi yavaş yapınca annem kızıyor.” derken, ülkemiz çocuklarının eğitim dramını anlatıyordu aslında…
İkimiz de önümüze yeni bir kâğıt aldık… Oturduğumuz yerde, benim söylediğim harfleri birlikte yazmaya başladık.
Küçücük parmakları ile nasıl da samimi çabalıyordu, içim burkuldu…
Üç-beş harfi yazdıktan sonra “Ben yazı da okuyabiliyorum” dedim.
Çocuk beni duymazdan geldi. Kalemle çizgi çizmeye devam etti. İncinmişliği vardı belli ki…
“Hatta ben, bu harfin hangi harf olduğunu bilebilirim” deyince başını kaldırdı, “Ben de bilirim, o A” dedi. Cesaret kazanmıştı. Çünkü kendini zorlamayan, ona uyum sağlayan bir yetişkin vardı yanında.
“Peki, bu hangi harf?” diye sordum, onu da bildi, diğerini de… “Hadi bu harfleri yan yana okuyalım dedim”, yavaş yavaş da olsa okudu.
“Ne güzel okuyorsun” dedim. Çocuk: “Ama annem sıkılıyor ben okurken. Babama diyor ki gel şu çocuğu sen okut, yoksa ben çıldıracağım.”
Dakikalarca gözlemledim, ne “disleksi” idi problemin adı, ne de “cin çarpması”. Aklı başında, narin bir kız çocuğu ve ona hitap edemeyen yetişkinlerin çatışması vardı ortada; “beklenti çatışması”… Çocuk, kendi biyolojik ritmi ile “edinerek öğrenmeye” çabalarken, anne-babanın bu hızı yavaş bulup hızlandırma gayreti, çocuğu sersemleştirmişti.
Çocuğu dışarı alıp anne-babayı yeniden davet ettim. Dikkat ettim ki anne babanın da biyolojik ritmi oldukça bozuk. Baba beni dinler iken ayaklarını sallayıp duruyor, anne konuşurken hızlı hızlı ve yutarak konuşuyordu…
Hâlbuki edinerek öğrenmenin en temel ilkesi; eğiticinin “sekine” halinde bir biyolojik ritme sahip olmasıdır.
“Aktif bir pasiflik”, eğiticinin en üstün özelliğidir.
Konuşurken, inci tanesi gibi kelimeleri tek tek çıkarmak… Yürürken, yavaş ve sükunet içinde yürümek… Göz göze gelindiğinde, gözlerle çocuğun gözlerine dokunacak kadar sakin bakmak, edinerek öğrenmenin olmazsa olmaz prensipleridir.
Kalıcı öğrenmenin önündeki en büyük engel; çocuğu hızlandırmaktır; “Hadi, hadi… Çabuk, çabuk… Herkes yaptı bir sen kaldın” gibi baskılar çocuğu psikolojik olarak gerdiği gibi, bilginin içselleşmesinin önünü de kapatır.
Çocuğa iyilik yapmak isteyen eğiticiler, onun biyolojik ritmine saygı duymalı. Belki kendilerinin bozulmuş olan biyolojik ritimlerini de “sekine” haline çevirerek çocuğun karşısına çıkmalıdır. Bu bir lüks değil, çocuk hakkıdır.
Adem Güneş
18 farklı filozofa göre felsefenin tanımı
Socrates’ten Platon’a, Aristoteles’ten Descartes’e 18 filozofa göre felsefenin tanımı bu listede.
- Felsefe, neleri bilmediğini bilmektir.
Socrates (Ölüm: M.Ö 399) - Doğruyu bulma yolunda, düşünsel (idealist) bir çalışmadır.
Platon (M.Ö 427-347) - Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir.
Karl Jaspers (1883-1969) - İlkeler ya da ilk nedenler bilimidir felsefe.
Aristoteles (M.Ö 384-322) - Mutlu bir yaşam sağlamak için, tutarlı eylemsel bir sistemdir.
Epikuros (M.Ö 341-270) - Felsefe bir bilimdir ve geometrik yöntemi metafiziğe uygulamak gerekir, felsefeyi kesin bir bilim yapmak için.
Descartes (1596-1650) - Felsefe tanrıyı bilmektir ve gerçek felsefeyle, gerçek din özdeştir.
Augustinus (354-430) - İnanılanı anlamaya çalışmaktır.
Anselmus (1033-1109) - Felsefe yapmak doğru düşünmektir.
Thomas Hobbes (1588-1679) - İnanılanın inanılmaya değer olup olmadığını araştırmaktır.
Pierre Abélard (1079-1142) - Deney ve gözleme dayanan bilimsel veriler üzerinde düşünmektir.
Francis Bacon (1561-1626) - Felsefe, genelleştirilmiş bir matematiktir.
Baruch Spinoza (1632-1677) - İnsan zihninin mahiyetini incelemektir.
David Hume (1711-1776) - Felsefe duyumların bilgisidir.
Étienne Bonnot de Condillac (1714-1780) - Gerçekte doğru olanı algılamaktır. Felsefe göklerden yere inerek, beş duyuyla kavranan konularla ilgilenmelidir.
Gottfried Leibniz (1646-1716) - Bütün düşüncelerimizin duyumlarımız ile gerçek alemden geldiğini kanıtlamaktır.
John Locke (1632-1704) - Tanrıdır konusu, tanrının kanıtlanmasıdır.
Thomas Aquinas (1225-1274) - Eleştiridir.
Tommaso Campanella (1568-1639)













