Dindarlar tanrıdan değil tanrısızlıktan daha çok korkarlar. Mesela tanrılı bir yaşamdaki cehennemde yanmayı, tanrısız bir yaşamdaki hiçliğe tercih ederler.
Serkan Talo

Cemil Sunguray, Birsen Sunguray
En güzel günlerimiz; henüz yaşamadıklarımız.
Dindarlar tanrıdan değil tanrısızlıktan daha çok korkarlar. Mesela tanrılı bir yaşamdaki cehennemde yanmayı, tanrısız bir yaşamdaki hiçliğe tercih ederler.
Serkan Talo
Hep zannettik ki dünyayı kötü insanlar mahvediyor.
Ama bazen fark etmiyoruz.
Asıl akışı bozanlar, fazla iyi olanlar.
Çünkü bazen, olması gerekeni engelleyen kişi kötü değil, fazla iyi olandır.
Fazla anlayışlı, fazla hoşgörülü, fazla fedakâr olandır.
Yani sınır koyması gereken yerde susan,
hakkını araması gereken yerde gülümseyen,
yüzleşmesi gereken yerde “boş ver” diyen o insanlar.
Onlar sanıyor ki sessizlik huzur getirir.
Ama bazen sessizlik, kötülüğe zemin olur.
Bazen hoşgörü, zalime davetiyedir.
Bazen merhamet, yanlış birine uzatılmış sonsuz kredidir.
Bir düşün.
Birine sürekli hak verirsen, birinin yanlışını hep anlayışla karşılarsan, birinin bencilliğini hep fedakârlıkla tolere edersen, ne olur biliyor musun?
O kişi değişmez.
Sadece daha cesur bir zalime dönüşür.
İyilik, yerinde yapılmadığında kötülüğe dönüşür.
Merhamet, sınırını aştığında zalimi büyütür.
Fedakârlık, dozunu kaçırdığında insanı yok eder.
Ve farkına bile varmadan, kötülüğün yayılmasına katkı sağlarsın.
Çünkü olması gereken “dersi” hayat veremez artık.
Sen, o dersi “fazla iyi” olduğun için iptal etmişsindir.
İşte o yüzden bazen en büyük kötülüğü, kötüler değil fazla iyiler yapar.
Farkında olmadan;
olması gereken farkındalığı,
olması gereken değişimi,
olması gereken sınırı,
olması gereken yüzleşmeyi, uzaklaşmayı, susuşu,
hatta olması gereken hayrı iptal ederler.
Ve her “fazla iyi” davranış, bir yerlerde olması gereken bir dönüşümün önünü keser.
Bazen dünyanın bozulma nedeni kötülük değil, yerinde yapılmayan iyiliktir.
Olduğunuz kişiyle, olduğunu sandığınız kişi arasındaki mesafe hastalığınızın ölçüsüdür. O mesafeyi kısaltmanız gerek. Yolculuk budur. Görüşünüzü bulanıklaştıran o iki çemberi birleştirin. Hayattaki en zor yolculuk budur. En doğru yolculuk da…
Medeniyet, insanın doğaya ve doğal olana meydan okumasıdır.
Cemil Sunguray
Köle ahlakı kendi zayıflığını erdem haline getirerek güçlü ve başarılı olanları suçlu ilan etme mekanizmasıdır.

Nietzsche’ye göre köle ahlak sistemi zayıf ve güçsüz olanların güçlü ve soylu olanlara karşı bir tür intikam mekanizması olarak geliştirdiği bir tepkidir.
Örneğin güçlülerin geliştirdiği kudret gurur yaşam sevinci gibi doğal iç güdüler köle ahlakı tarafından kötü olarak damgalanır. Yerine tevazu, merhamet ve fedakarlık gibi değerler getirilir. Nietzsche’ye göre bu, zayıfların yani köle olanların kendi güçsüzlüklerini bir erdeme dönüştürme çabasıdır.
Sen, sana yapılan değilsin. Sen, sana yapılana verdiğin cevapsın…
Ahlakı zayıf insanlardan gereğinden fazla nefret ederseniz, gittikçe onlara benzersiniz.

Hoşumuza giden bir bedenin içine hayalimizdeki ruhu yerleştirir, adına da aşk deriz bu saçmalığın.
(Not: Bu söz yaygın kanının aksine William Shakespeare‘e ait değildir.)
İnsanların neye inandığı gerçeğin ne olduğundan daha önemlidir.