- Birazdan güneş doğacak…
- Gün doğmadan neler doğar…
- Türkiye sana yaramamış… Ben kaçıyorum.
- Kaçma! Allah’ın izni, peygamberin kavliyle git.
Beni ötekileştiriyorsunuz…
– Yatacak yeri yokmuş. Bizde kalsın mı? Lütfeen…
– Entel lan bu… Al götür, halıyı malıyı irdelemesin…
– Beni ötekileştiriyorsunuz…
– Ötekileşirsen ne olur lan?!!. Hadi ötekileş!!
– Babacım nolur öbürleştirme…
– Çocuğun da kanına girmişin!!. Tam girememişin ama olsun…
Aşk, ızdıraplıymış.
Victor Hugo’dan bir anı
Karlı bir kış gecesiydi. Eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. Hızlı adımlarla, malikânemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi. Var gücümle uşağıma seslendim: “Igooooooor!”. Defalarca haykırmama karşın Igor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam atlas okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. Altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte. Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, pantolonumu indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu. Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. Arabacı nefret dolu bir sesle “Seni haddini bilmez, buruşuk orospu çocuğu! O işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!” dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.
O zaman dans.
İstanbul’u fethetme projesi.
Satranç
Yaprak kımıldamıyor.
Kuantum.
Amatör din.
– Merhaba. Biz amatör olarak dinle ilgileniyoruz da… Bir ustadan yardım alalım dedik.
– Amatör mü? Nasıl amatör?
– İsterseniz önce işlerimizi gösterelim. Bunlar naçizane benim yazdığım ayetler.
– La yürüyün gidin tövbe tövbe…
– Fotokopiyle kutsal kitap çıkarttık. Adı: İncir. Bakmak ister misiniz?
– La havle vela kuvvete illa billa…
– Hah. Onun yerine lay lay loy loy gibi bir şey düşündük.
– La yürü!
Oniki parmak bağırsağı.
A – Oğlumun nesi var doktor?
D – Hımm… Oniki parmak bağırsağında iltihap var.
A – Aman doktor; Biz nerden buluruz o kadar parmağı?
D – Yanlış anladınız; antibiyotikle tedavi edeceğiz.
A – Bravo, bravo. Fakiriz diye antin – kuntinle tedavi edin bizi.
D – Antibiyotik diyorum.
A – Kes! Yeterince dinledim!
D – Eeh, yürü git be adam!
A – O parmakları bulacağım doktor. Ne pahasına olursa olsun!
Zıçtık… (Zeus)
Stay hungry, stay foolish.
SJ – Stay hungry, stay foolish.
Ç – Ne dedi?
B – “Aç değilsiniz, açıkta değilsiniz, şükredin” diyo… “Annenizin babanızın kıymetini bilin” diyo.
Ç – O kadar uzun konuşmadı ki.
B – Öldüğü için o kısmı duyamadın sen.
Ç – Allah Allaaah… Bi bana mı öldü lan, sen nası duydun?
B – Baba olunca anlarsın.
Ç – İki yıl sonra öğreniyorum lan İngilizce’yi. O zaman görürsün sen.
B – Bull shit.
Ç – İki yıl sonra görücez bakalım kimmiş Hurşit.
Kaos ne demek?
Ç – Babacım “kaos” ne demek?
B – Evladım kaos kadın osuruğunun kısaltılmışıdır. Erkeğinki de eros…
Ç – Yalancının.
B – Yalancının osuruğu yaos oluyor. Anlamsız oluyor.
A – Amma sallıyorsun be! Çocuğu da kobay gibi kullanıyorsun.
B – Kobay, Korhan Abay’ın kısaltılmışı diye biliyorum. Ama yanlış olabilir tabi…






















