Gayboldim.

– Bir TV kanalı Güney Doğu illerine belgesel çekmeye gitmiş. İşte köy köy dolaşacaklar, ahalinin halini, günlük yaşamını anlatacaklar. Bir köyde yaşlı bir amca bulmuşlar, sohbeti kuvvetli.

– “Amca” demişler. “Sen bize en mutlu günlerinden birini anlat, biz de kaydedelim. Âlem görsün ne mutlu günleriniz var!”

Amca başlamış:
– Bi gün Hamdo’nun eşegi gayboldi. Daga gittik, eşegi aradık,aradık. Eşegi bulduk, çok sevindik. O sevinçle hepimiz eşegi s ….”

Yönetmen bir panik atlamış:

– “Kes, kes, kaydı kes!”

Amcaya dönmüş:

– “Aman amca ne yapıyorsun? Hiç öyle hikâye olur mu? Eşekli filan. Sen bize başka mutlu bir hikâyeni anlat”

Amca başlamış:

– “Bi gün Memo’nun garisi gaybodi. Daga gittik, gariyi aradık. Gariyi bulduk, çok sevindik. O sevinçle hepimiz…”

– “Aman aman Amca, anlaşıldı! Sen boşver mutlu hikâyeleri, sen en iyisi bize En üzüldüğün hikâyeyi anlat!”

– “Bi gün daga gittim gayboldim!”

Kız babası.

İki eski arkadaş seneler sonra yolda karşılaşırlar. Eski günleri andıktan sonra biri diğerine sorar:

-Yahu senin benimkiyle yaşıt bir kızın vardı, o ne yapıyor şimdi?

Adam da övgüyle kızını anlatmaya başlar:

– Sorma, bizimki liseyi zorla bitirdi sınavı kazanamadı ama özel bir şirkette sekreter olarak çalışmaya başladı. Kı…sa sürede patronun gözüne girdi, özel sekreter oldu. Patron nereye gitse onu da beraber götürüyor. Kürkler, pırlantalar hediye ediyor. Yurt dışına bile beraber gidiyorlar. Hatta yakında kızıma bir araba bile alacak. Eeee senin kız ne yapıyor?

Diğer baba biraz düşünmüş ve biraz mahcup cevaplamış:

– Sorma, benimki de orospu oldu; ama ben senin gibi güzel anlatamıyorum.

Prova.

Temel bir gece evinde uyurken üst kattan dambur gümbür sesler gelmeye başlamış. Sinirlenen Temel hemen yukarıya çıkmış karşısında halay çeken insanları görünce,

– “Napıyorsunuz“ diye sormuş.

İçlerinden biri:

– “Kusura bakma Temel. Yarın programımız var prova yapıyoruz” demiş.

Temel sinirlenmiş ama ne fayda yatağına geri dönmüş. 2.gece tekrar Temel tam uykuya geçecekken yukardan yine dambur gümbür sesler gelmeye başlamış. Temel bir hışımla yukarıya çıkmış. Yine içlerinden biri:

– “Kusura bakma Temel. Yağmur dolayısıyla program iptal edildi. Yarın için prova yapıyoruz” demiş.

Temel bu kez de sesini çıkarmamış ve yatağına geri dönmüş. Bu günlerce böyle sürmüş. Ve bir gece temel o gürültüye yukarı çıkmamış. Yukardakiler merak edip birini Temel’in yanına göndermişler.

– “Git bak Temel niye çıkmadı?” demişler.

Adam Temel’in yanına gelmiş birde ne görsün. Temel 31 çekiyor.

– “Hayırdır Temel bu ne hal?” demiş adam.

– “Yarın ananızı sikecem; prova yapıyorum” demiş.

Pazarlık.

Meclise bir kapı yaptırılacak, bunun için fiyat araştırması yapılıyor.

Birinci kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 750 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 500 malzemeye gider, 250’de işçiliğe alırım. 750 eder.

İkinci kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 600 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 400 malzemeye gider, 200’de işçiliğe alırım. 600 eder.

Üçüncü kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 500 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 350 malzemeye gider, 150’de işçiliğe alırım. 500 eder.

Dördüncü ve son kişi gelmiş:

– Kaça yaparsın?
– 1.500 TL’ye yaparım.
– Nasıl hesapladın?
– 500 TL sana, 500 TL bana, 500 de şu ustaya veririz kapıyı yapar.

Sigara

Temel’le bir adam parkta oturuyormuş. Temel de sigara içiyormuş. Adam dumandan rahatsız olmuş.
Dönmüş Temel’e ve sormuş:

– Kaç yıldır sigara içiyorsun?

Temel cevap vermiş:

– 30 yıl.

Adam başlamış nasihata:

– Bak 30 yılda sigaraya verdiğin parayı

biriktirsen şu karşıdaki lüks villa ve önünde duran son model araba senin olabilirdi.

Temel dönmüş ve sormuş:

– Sen sigara içiy musun?

Adam cevaplamış:

– Ben hiç sigara içmedim.

Temel tekrar sormuş:

– Peçi şu villa ve lüks araba senin mu?

– Hayır !

Temel eklemiş:

– Fazla konuşma o zaman. Çünku onlar penum… :

Şantaj

Evin hizmetçisi evin hanımından maaşına zam ister.
Evin hanımı bu işten hoşnutsuz… Sebebini sorar.

Hizmetçi:

  • Üç sebebim var: Birincisi ben sizden daha iyi ütü yapıyorum.
  • Sana bunu kim söyledi?
  • Beyiniz…
  • İkinci sebep ne?
  • Ben sizden daha iyi yemek yapıyorum.
  • Olamaz… Senin benden daha iyi yaptığını kim söyleyebilir?
  • Beyiniz…
    Evin hanımı patlarcasına sorar:
  • Üçüncü sebep neymiş?
  • Yatakta sizden daha marifetliymişim.
  • Bunu da mı kocam söyledi?
  • Hayır… Bunu bahçıvan söyledi.
    Ve böylece hizmetçi istediği bütün maaş zamlarını almış.

Görgüsüz.

Görgüsüz bakan?n biri ?oförüyle bir toplant?ya giderken ?oföre sorar.

– Senle e?ek aras?ndaki fark nedir? ?oför dü?ünür dü?ünür.

– Bilmiyorum efendim. Nedir?

– E?e?e çü? deyince durur ?oföre dur deyince durur der ve kahkahay? bast?r?r.

Bu cevap ?oförün çok a??r?na gider. Bir müddet sonra bakana sorar.

– Bakanla e?ek aras?ndaki fark nedir?

Bakan dü?ünür dü?ünür bulamaz “Neymi??” diye sorar.

– Vallaha bende bi fark bulamad?m bakan?m der :)

Viagra.

Genç adam eczaneye girmiş.
-Abi bana bir viagra verirmisin demiş.

Eczacı vermiş viagrayı. Genç adam sormuş.
– Kaç para?

Eczacı: 10 tl.

Genç adam 100tl vermiş .

Eczacı:
– Bozuk yok mu? demiş.

Genç adam :
-Yok. deyince;

Eczacı:
-Karşıdaki çerezciden bozdur gel… deyince

Genç adam:
-Abi çerezci beni tanımaz ki. Uğraştırır şimdi…

Eczacı:
-Ben burdan işaret ederim bozar paranı demiş.

Genç adam karşıdaki cerezciye gitmiş.
-Abi, beni karşı eczacı gönderdi ,100 tl yı bozacakmışsın, bir de 500 tl(!) para vercekmişsin
demiş.

Çerezci başını kaldırıp eczacıya bakmış, karşıdan eczacı başını salıyarak
onay vermiş Genç adam gelmiş ezcacıya 10 tl yi vermiş, viagrayı alıp
gitmiş. Akşam üzeri cerezci gelmiş, eczacıya
-500 tl yi alayım! demiş

Eczacı şaşırmış
-Ne 500 tl si demiş

Çerezci:
-Çocuğu gönderdin hem 100 tl bozdurdun, hem de 500 tl istedin ya demiş.
-Hatta sana baktım onayladın karşıdan.

İşte o an anlamış eczacı başına geleni, vermiş çerezciye 500 tl yi tabii.

Ertesi gün yaşlı bir amca girmiş ezcaneye. Eczacıya fısıldıyarak;
– “Oğlum ben viagra alacam ama etkileri nasıldır, işe yarıyor mu?” demiş.

Eczacı:
– “Amca, şu kadarını söyliyeyim, dün birisine viagra verdim daha adam kutusunu açmadan hem şu karşıdaki çerezciyi hem de beni ayakta ***ti.”

Temel’e bir şans daha verelim!

35 ya??n? deviren Temel hala ilkokul diplomas?n? alamam??t?r. Ayni ö?retmen de ona hala ?ans vermekte ama faydas? olmamaktad?r. Trabzon ahalisi art?k hocaya k?zmaktad?r. Bunun üzerine hoca Avni Aker’de Trabzonspor maç? öncesi kamuya açik son bir s?nav daha yapmaya karar verir. Gün gelir ve s?nav ba?lar. Hoca megafonla sorar:

– TEMEEEL, TEK B?R HAKKIN VAR, SÖYLE BAKALIM 2 KERE 2 KAÇ EDER?

Temel dü?ünür dü?ünür ve….

– 4 EDER HOCAM

diye ba??r?r.

O anda stadtan bir tezahürat yükselir:
“HOCA TEMEL’E B?R ?ANS DAHA VER, HOCA TEMEL’E B?R ?ANS DAHA VER!”

Ölüyorlar bunun için.

Cenaze arabas? kullanan genç yoldan geçen k?za seslenir:

– Hey f?st?k, biraz gezelim mi?

– H?hhh bununla m? gezdireceksin demi??

– K?z?m! Millet bu arabaya binmek için ölüyor beeeee demi?.

Solucan

Dede bahçede oynayan torununu izler. Torunu bahçede kazma kürek oynarken bi deliğin içinde solucan bulur. Çekip çıkarır solucanı. O sıra dedesi bunu farkeder ve torununun zekiliğini ölçmek için yanına gidip,

-“O solucanı tekrar deliğe sokabilir misin?” diye sorar.

Torunu :

-“Evet dede” der.

Dedenin suratında hafif bir tebessümle,

-“Sen onu tekrar deliğe sok benden sana 10 lira” der.

Çocuk içeri annesinin odasına koşar saç spreyini kaptığı gibi solucana sıkmaya başlar. Solucan kalem gibi düzlelir. Geri bahçeye döner ve aynen çıkardığı gibi deliğe sokar. Dede şaşkın şaşkın 10 lirayı torununa verir.

Ertesi gün çocuk gene bahçede oynar bu sefer ninesi yanına gelir. Çocuğun eline 20 lira sıkıştırır ve,

-“Sen dedene neler öğretmişin öyle” der.

İşte fener böyle tutulur! (En favori fıkralarımdan)

Askeri bir birlik çölde ilerlemekte… Su az, yemek az, sıcak çok, kadın yok…
Nasıl olmuşsa olmuş, bir çöl dilberi çıkmış birliğin karışına. Komutan hemen çöl güzelini himayesine almış. Akşam olup hava kararmaya başlayınca, çadırlar kurulmuş, askerler nöbete geçmişler, komutan da çöl dilberini alıp, karanlık çadırına girmiş.

Eh, amaç belli… Belli ama komutan bir türlü yapması gerekenleri yapmayı beceremiyor. “Karanlıktan herhalde…” diye düşünüp eline bir fener almış… I-ıh… Bir elde fener taşıyarak hiç olmayacak…

Kapıda bekleyen nöbetçi askeri çağırmış, “tut şu feneri şuraya” demiş… I-ıh… Yine olmuyor… Olmaz tabii, komutan beceriksiz olunca…

En sonunda komutan kükreyerek doğrulmuş, askerin elindeki feneri almış, “sen geç bakıyım şimdi oraya” demiş…

Asker bu… Komutanına benzemez… Şip-şak… İşi bitirmiş…
Komutan askerin ensesine bir şaplak indirmiş ve “gördün mü…” demiş “fener böyle tutulur işte…”

Verdikçe veriyor.

Adamın birine sayısaldan büyük ikramiye çıkıyor. Karısına bile söylemiyor, sabaha karşı ikramiyeyi almak için Ankara’ya yola çıkıyor. Tam Elmadağ’a gelmişken bir telefon… Arayan kayınbiraderi.

– Neredesin enişte?
– Dışarıdayım hayırdır.
– Çabuk eve gel
– N’oldu, çok mu acil?
– Hemen gel ablam
– Yoksa hasta mı?
– Yok sizlere ömür

Telefonu kapattıktan sonra adam koltuğa yaslanıp kendi kendine

– “Ey güzel Allah’ım, verdikçe veriyor, verdikçe veriyor”

Zeki Hostes.

Bir uçakta pilot aniden hostesleri ça??rm?? ve demi? ki:

– Uçak dü?mek üzere. Tüm yolculara atlamalar?n? söyleyin. ?u anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yak?n uçuyorum, atlarlarsa kurtulma sanslar? var ama atlamazlarsa herkes ölecek!

Tabi boyle bir ?eyi insanlara yaptirmak çok zor. Hosteslerden birisi dü?ünmü? ta??nm??, herkese uygun bir dille anlatilirsa ucaktan atlamalari saglanir diye karar vermis ve ilk olarak Amerikali kafilenin yanina gitmis:

– Sayin yolcularimiz; uzerinde bulundugumuz alan Japonlarin arastirma laboratuarlariyla kapli. Eger oraya ulasirsaniz tum Japon teknolojisi sirlarini kaparsiniz!

Butun Amerikalilar kosarak cikisa gitmis ve atlamis; Sonra hostes Ingilizlere yonelmis:

– Sayin yolcularimiz su anda dunyanin en genis ve verimli somurgeleri uzerindey iz; eger hemen el koyarsaniz sonsuz a dek sizin olurlar!

Butun Ingilizler hevesle atlamis; s?ra Frans?zlara gelmis. Hostes:

– Bayanlar baylar, affedersiniz rahatsiz ediyorum; fakat rica etsem ucaktan atlar misiniz? ?imdiden tesekkur ederim.

demis Fransizlar:

– Tabi, mersi!

demis ve sirayla atlamislar. ! Hostes bu kez Almanlara yonelmis:

– Atlayin cabuk asagi!

diye bagirmis Alman kafile ‘heil’ demis ve atlamis. Veee sira gelmis Türklereee. Hostes yandan yandan gulumseyerek ve koltuga hafif dayanarak soyle demis:

– Siz var ya… Buradan hayatta atlayamazs?n?z !

 

Brejnev Küba’da (En favori fıkralarımdan)!

Brejnev, Küba’ya gelecekmiş. Kübalılar toplanmış, bir hoşluk yapacaklarmış.
Ülkenin en iyi ressamına başvurmuşlar.
Bir tablo yap. Adı ve konusu “Brejnev Küba’da” olsun demişler.
Ressam: “Hadi oradan”, demiş. Ben adamı görmedim bile.

Adam hayatında Küba’ya gelmedi.

Simdi ben nasıl “Brejnev Küba’da” diye atmasyondan resim yaparım?

Tesadüf bu ya, bizim Temel, puro almaya Havana’ya gelmiş o sırada. Sıkıntıyı duymuş.

Ben size istediğiniz tabloyu yaparım, ama bana bir sandık puro verirseniz demiş.

Adamlar çaresiz, vermişler. Temel bir hafta sonra, Kuba’lıları çağırmış.
“İşte tablonuz” demiş.

Tuvalin üzerini örten bezi hızla aşağı çekivermiş.

Küba’lılar da donuvermişler.

Tabloda, yatakta iki kişi, al takke ver külah…

“Bu ne” diye gürlemiş, Küba Turizm Bakanı.

– “Bu ne? Bu kadın kim?”
– “Brejnev’in karısı!” demiş, Temel.
– “Peki, bu üstündeki adam kim?”
– “Brejnev’in uşağı!”
– “Peki Brejnev nerde ULAN?”
– “Brejnev Küba’da”

Sarı lira gibi ömrünüz.

Yaşamak değil bizi bu telaş öldürecek,
Bırakın Paris’te ılık rüzgarlarla
Taratmayı saçlarımızı,
Sevgilimizle doyasıya sohbet bile edemedik biz,
Gözümüz saatte söyleştik hep,
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık.
Hep yetişilecek bir yerler vardı,
Aranacak adamlar, yapılacak işler,
Bir sonraki günün telaşı,
Bir öncekinin terine bulaştı,
Başkalarının hayatı bizimkini aştı,
Kör karanlıkta çalar saat sesi,
Kuşluk vakti kızarmış ekmek kokusu,
Veya yavuklu öpücüğü ile uyanma düşlerini,
Hababam erteledik,
20 li yaşlardan 30 lara kurduk saatin alarmını.
30 lardan 40 lara, sonra 50 lere
Öyle yanlış kurgulanmış ki hayat,
Kuşlukta uyuma imkanı sunduğunda size,
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize,
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek
İmkanına kavuştuğunuzda,
Söyleşecek sevişecek kimse kalmıyor yanınızda
Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Bir de bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış…

(Erel Bleda)

Korkuyor.

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.

Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermedigi için.
Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için.

 

William Shakespeare

 

Korkuyorum.

Yağmuru seviyorum diyorsun,

yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun…

Güneşi seviyorum diyorsun,

güneş açınca gölgeye kaçıyorsun…

Rüzgarı seviyorum diyorsun,

rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun…

İşte,bunun için korkuyorum;

beni de sevdiğini söylüyorsun…

William Shakespeare

Yavaş yavaş ölürler.

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler
okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörmeyi
barındıramayanlar,
Yavaş yavaş ölürler…

Alışkanlıklarına esir
olanlar, her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,

veya bir yabancı ile konuşmayanlar,
Yavaş yavaş
ölürler…

İhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçanlar,
tamir
edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek
istemekten
kaçınanlar,
Yavaş yavaş ölürler…

Aşkta veya işte bedbaht olup
istikamet değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,

Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış
olanlar.

Yavaş yavaş ölürler ……

Martha Medeiros