KUTSAL MİMARİ

İnsanoğlu binlerce yıldır, her nasıl fizyolojik fonksiyonlarını sürdürmüşse,  “kutsalla bağ kurma” da tıpkı fizyolojik fonksiyonlar gibi ihtiyaç olmuştur. Tarih üzerine geçmiş yıllarda yapılan çalışmalar, yerleşik hayat üzerine yapılan kronolojik öngörüler, Göbeklitepe’nin keşfedilmesi ve günden güne, çalışmanın derinleşmesi ile  ezberler bozulmuştur.

Tarihi bilgiler de, artık Göbeklitepeden önce ve sonrası şeklinde yeniden bir bakış söz konusudur. Göbeklitepe ile; yerleşik hayata dahi geçmediği varsayılan insanoğlunun yerleşik hayata geçtiği ve bunun da ötesinde kutsallık atfedilen bir  mekan anlayışının da olduğu görüldü.

Şu anda Göbeklitepe’de bulunan birçok eser aynı zamanda sembolojik birçok bağlantı da içermektedir. Bu bağlantılar da çeşitli Göksel semboller, yapılandırma ve kullanım objeleri daha uzun yıllar boyunca çözülmeyi bekleyecek sırlar olarak görünmektedir. Kutsal mimari açısından şu anda kabul edebilecek İlk örnek olduğunu da söyleyebiliriz…

Kutsal mimari; Gök ve yer arasındaki köprünün,  yeryüzündeki kapısı olabilmesi adına fiziksel bir yapı gerekliliğidir. Bu konuda tüm  fiziksel biçimler, tapınaklar ve tüm kutsal mekanlar;  ruhsal hayatın beslenmesi,  insanın ilahi yanına hatırlaması,  birlik fikrini oluşturabilmesi için gereklidir. Kutsal mekanlar,  ilahi olanın önüne çıkılabilecek, huzur ve bütünlüğe ulaşabilmek adına bir yol oluştururlar. Her kutsal mekan “kutsal” ın  tezahürünü, çevredeki ilahi ortamdan, onu niteliksel topraktan ayırma ve farklı kılmanın ortaya çıkışını sergilemektedir.

Kutsal kentlerin ve tapınakların kuruluşlarını üç temel arketip yönetmektedir; merkez, daire ve kare…

Kent kuruluş esnasında,  ilahi alemin yeryüzündeki yansıması olan yatay alemi temsil eden kare veya dört açılı bir alandır. Kentin inşaası  evrenin eğilimini taşır; dinamik ve statik…

Kentin kare olması; dört yönün denge,  sağlamlığını verir. Yapıyı,  Evren  simgesi olarak kabul etmek,  Türklerde çadırın “küçükevren” temsil etmesinde de görülür. Göçebe hayat içinde;  Güneş, Ay ve yıldızlar ise her zaman düzenin gerçek temsilcileridir. Yine; Tibet mandala geleneği içinde ve Hint tapınakları, Bizans kiliselerinde yapı olarak mikro Evren temsil edilir.

Nasıl insan manevi, fizik veya maddi,  duyuların ve duyguların dünyası olan aracı veya psişik diye adlandırabileceğimiz,  üç unsura sahipse; aynı şekillerde de,  kentlerde üçlü bir yapı bulunur. Fizik plana bağlı (Soma) tarlalar, psikolojik plana bağlı (Psyche) Agora yani meydan, Ruhsal plana bağlı ( Nous) Akropol, yüksek kent bölümlerinden oluşur. Tüm kutsal planlar ise; kendi içinde ve birbiriyle girift şekilde ifade olurlar, tüm formlar İçrek ve Özü  esas alırlar.

Kutsal Mimari sadece inanç merkezli yapıları kapsamaz. Bunun  çok daha ötesinde, kutsallık atfedilen bir çok yapı da yine bu kapsamdadır. Buna örnek olarak;  Piramitleri, Stonehenge ve Taç Mahal gibi birçok önemli eseri de verebiliriz.

Bu eserler arasında, ortak nokta olarak “altın oran”  konusu önemlidir. Altın oran Fi (phi)  sayısı olarak da bilinir. Matematiksel bir orandır ve değeri de 1.618’dir. Altın orana ilişkin matematik bilgisi,  ilk kez MÖ. 3. yüzyılda Öklid’in Stoikheia (öğeler) eserinde “aşıt ve ortalama oran”  adıyla geçmiştir. Altın oran,  ayrıca Eski Mısır’da kullanılmaktaydı ve Pisagor’un da kullandığını üzerine tanımlar yazdığını biliyoruz. Atina’da bulunan Parthenon tapınağı mimarı olan Phidias “altın oran” kullandığı resmi olarak net bilinen ilk kişidir. Ancak “Altın Oran” konusunda tanım İtalyan matematikçi Fibonacci’den gelir. Fibonacci; tavşan besleyen bir arkadaşına yardım amacıyla, 100 ay sonra elde edilebilecek tavşan sayısını hesaplar. Bu sayı; Altın oran ile hesaplanmaktadır. Doğada yine bir çok sayıda aynı tekrar mevcuttur. Fibonacci serisi; dizideki sayılardan her birinin kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmasıdır. Altın oran,  birçok sanat eseri ve mimaride yaygın olarak kullanılmıştır. Mısır piramitleri, Paris Notre Dame Katedrali ve Mimar Sinan’a ait neredeyse tüm yapılar da Altın Oran mevcuttur.

Kutsal Mimari olarak kabul edilebilecek mekanlar, yerleşim yeri ile de özel seçimlerle kurulur. İyonya döneminde Ege ve çevresinde oniki Olimpos Tanrısı ve Tanrıçası  için oniki şehir kurulmuştur. Her bir şehir atfedilen Tanrı ve Tanrıça’nın inanışlarını taşır. Tüm inanç birliği ise “Poseidon Helikonius” kültü olarak kabul edilir. Yine yerleşik ruhani özellikleri açısından ülkemizde bulunan AyaSofya’yı özel bir yere koyabiliriz. Dan Brown, “Cehennem” kitabı yazımı araştırmalarında;  Ayasofya ile ilgili bir hikâyeye rast gelir. Ayasofya yapımı esnasında;  işçiler, eşyalarını küçük bir çocuğa emanet ederek yemek yemeye giderler. Kısa bir süre sonra çocuğun yanına bir melek gelir ve evine gitmesini söyler. Ancak çocuk kabul etmez, emaneti bırakmayacağını söyler. Bunun üzerine,  melek Ayasofya’yı bekleyeceğine dair çocuğa söz verir. Çocuk bu sözü aldıktan sonra evine döner. Ancak yolda Ayasofya’da çalışan ustabaşına rastlar. Ustabaşı ona asla dönmemesinin söyler. İnanışa göre o gün bugündür,  Ayasofya’yı bir melek beklemektedir…

Kutsal Mimari’ye  Eskişehir açısından bakacak olursak,  Yazılıkaya’yı kesinlikle kutsal mimari içinde ele alabiliriz, görebilmek ve ruhani havasına ortak olabilmek dileğiyle…

Sevgiyle Kalın
Birsen SUNGURAY

Kaynaklar: Shemuel Bensuson/ Kutsal Mimari
Burçak Çubukçu / Altın Oran, Felsefe Taşı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir