Kalbin Yargılanması

Eski Mısır medeniyeti,  tarihin en gizemli ve ihtişamlı uygarlıklarından biridir. Geçmişin kadim uygarlıklarını ve bilgelik içeriklerini anlamadan, bu gün sahip olduğumuz medeniyeti anlama şansımız ise söz konusu değildir. Tüm eski uygarlıkları incelerken ise; iki önemli sorunla karşı karşıya geliriz. Bunlardan birincisi; Şu anda var olan değerler sistemimiz çerçevesinde düşünerek sadece kendi gölgemiz kadar görebilmemizdir. Diğer sorunsal ise; aşırı kutuplu şekilde, eski uygarlığı sadece özel, istediğimiz yönleri ile görerek bir nevi iyi veya kötü taraf konumuna düşmemizdir. Konu ise Eski Mısır olunca; sembolojik anlatımlar ve mitolojik olaylar örgüsü kaotik bir şekilde önümüze serilmektedir. Ancak Eski Mısır uygarlığı içinde sunulan anlatımların tümünde, arka planda ciddi bir felsefik yapı ve akış olduğunu anlamak, berrak görmemiz için kolaylık sağlayacaktır.

Bu uygarlığı böylesine özel yapanların başında günlük hayat dışında; varoluş, yaşamın başlangıcı, ölüm gibi derin soruları hayatın içine alıp bunların getirdiği içeriği adeta merkeze almalarıdır.

Eski Mısır inanışı üzerine en çok bilgi veren kaynakların başına “Mısır Ölüler Kitabını” koyabiliriz. Bu metin zannedildiğinin aksine, ölüleri diriltmek amacıyla oluşturulmuş bir metin değil, tam tersi yaşam sonrasında, ölen ruhların yolculuğu için rehberlik etme amacıyla yazılmış sembolojik ve kutsal metinlerdir. Mısır Ölüler kitabı, ruhun saflaşması, arınması ile aydınlığa ulaşması amacıyla yazılmıştır.

Mısır Ölüler kitabı için ilk metinlere 18. Hanedanlık döneminde rastlanılmıştır. Günümüze iletilmesi ise Albert Champdor’un Ani, Hunafer, Anhai papirüslerinden bir araya getirerek yaptığı çalışma sayesinde olmuştur.

Mısır Ölüler kitabı için ilk metinlere 18. Hanedanlık döneminde rastlanılmıştır. Günümüze iletilmesi ise Albert Champdor’un Ani, Hunafer, Anhai papirüslerinden bir araya getirerek yaptığı çalışma sayesinde olmuştur.

Mısır Ölüler kitabı üç farklı derleme şeklindedir. Bunlar; Heliopolis derlemesi, Sais derlemesi ve Teb derlemesi şeklindedir. Bilinen en eski metinler 453  Bab’dan oluşur. Kitabın Atlantis’ten göçen bilgelerin eğittiği, Mısır rahiplerine yazdırıldığına inanılmaktadır. Kitap hanedan dönemlerine göre lahitlere ve papirüslere yazılmış ve bu şekilde birleştirilmiştir. Eski Mısır uygarlığı dışında bir “Ölüler Kitabı” na sahip olan diğer uygarlık ise Tibet’tir.

Mısır Ölüler Kitabında var oluş şu şekilde anlatılıyor:
“Ne varlık, ne de yokluk vardı. Yukarıda ne uzay ve de gökyüzü vardı. Hareket eden neydi? Nerede ve kimin yönetiminde? Derin, dipsiz su mu vardı?
O zaman ne ölüm, ne ölümsüzlük, ne de geceyi gündüzden ayıracak bir belirti vardı. Bir, nefes almadan soluyordu. Kendiliğinden hareketli idi, ötesinde hiçbir şey mevcut değildi. Başlangıçta karanlıklar karanlıkları örtüyordu. Boşlukta hapsolmuş ‘’bir’’ sıcaklığın gücü ile vücut buldu.”

Bu sözler ile Mısır Ölüler Kitabı ilahi olandan  ‘Bir’ den ve başlangıçtan bahseder.

Mısır Ölüler Kitabının en ilgi çeken bölümleri arasında 125. Tılsım bölümü önemlidir. Bu bölüm “Ani Papirüsü” olarak da geçer. Orijinal metin şu anda İngiltere’de British Museum’da bulunmaktadır.

Kitap içinde; ölüm sonrasında fiziksel bedenini terk eden ruhun Ka’sıyla Amentet’e gittiği burada kendisini bir yargılama beklediği ve Osiris ve 42 yargıcı ile görüşeceği,  42 günahı ile bir yargılama olduğu, bu yargılanma için vicdanın çok önemli olduğu anlatılır. Bu yargılanma sonrası ise bazı ruhlar tekrar doğmaktadırlar ama bazıları ise yükselmiş ruhlar olarak Osiris ve İsis’in yanında yer alarak görevler alırlar.

Bağışlanma isteyen bölüm şu şekildedir:
hiç kimseye kötülük etmedim.
yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim.
gerçek evinde alçaklık etmedim.
kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım.
benim yüzümden kimse korku duymadı,
yoksulluk ve acı çekmedi, bahtsız olmadı. tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiç bir
zaman yapmadım.
kölelere kötü muamele etmedim ve ettirmedim. kimseyi aç bırakmadım.
kimseye göz yaşı döktürmedim.

kimseyi öldürmedim ve kimsenin
kahpece öldürülmesini emretmedim.
kimseye yalan söylemedim. hiç bir utandırıcı davranışta bulunmadım.
zina etmedim. yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım. terazinin dirhemi üzerine hiç bir zaman elimi bastırmadım. teraziyle tartarken hiç bir zaman hile yapmadım.
süt çocuklarının ağızlarından sütü uzaklaştırmadım. hayvanları çalmadım.
tanrının kuşlarını avlamadım.
ölmüş balığı tutmadım. hiç bir arkın suyunu başka yöne çevirmedim.

ben temizim, temizim, temizim…

Eserin,  yargılama bölümü “Kalbin Yargılanması” olarak da bilinir. Kalp, Mısır’da  sağduyu ve bilincinde merkezi olarak kabul edildiğinden, hayat sorumluluğumuz doğal olarak kalp ile ölçülecektir.

Bölüm  içinde;  Mısır Tanrılar Panteonundan birçoğundan bahsedilmektedir.  Tanrı ve Tanrıçaların ruhla olan ilişkileri, ruhun ölüm sonrası Osiris’in karşısına Anubis tarafından götürülmesi, Tanrıça Ma’at’a ait adalet ve doğruluk  tüyü ile kalbinin tartılması sembolojik şekilde anlatılmaktadır. Tartılma Tanrıça Ma’at’ın  “Hakikat Salonunda” gerçekleşmektedir. Maat’ ın sembolü “hakikat, denge, düzen, adalet ve doğruyu” simgeleyen tavus kuşu tüyüdür. Bu tartılma ve yargılanma sahnesi; bir kefesinde ölünün kalbi, diğer kefesinde bir tüyün var olduğu terazi ile temsil edilir. Tüyün kalpten hafif olması saf ve güçlü bir kalbe işarettir. Ve onu ölümsüzlerin arasına götürür. Bu yargılama esnasında tanıklar; Anubis ve Horus’tur. Bilgelik ve medeniyetin Tanrısı Thot, tartılma sonucunu ve tüm olan biteni yazarak, göksel kayıtlara işlemektedir.

Ruh, kalbini ise şöyle anlatır:
“ah, benim kalbim, dönüşümlerim için gerekli olan, atalardan gelen kalbim, terazilerin muhafızları önünde kendini benden ayırma, sen benim göğsümün içindeki kişiliğimsin, bedenlerimin üzerinde beni izleyen eşimsin.”

Kaynaklar; Albert Champdor, Mısır Ölüler Kitabı
Ergun Candan, Antik Mısır Sırları
 
Sevgiyle Kalın
Birsen SUNGURAY


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir