Peter Drucker şöyle der ; “Etken olmakla, edilgen olmak arasında ki fark; doğru şeyleri yapmakla, şeyleri doğru yapmak arasında ki farktır.”
Geçenlerde bir yakınıma bir şeyler anlatırken, şunu farkettim. İçinde bulunduğumuz, ortam,ülke, zihniyet, sosyal gruplar vs. ile ilgili bir şey anlatılamaz ve örnek bile verilemez. Zaten içinde olunan bir duruma ya da oluşa insanların bakabilmeleri mümkün değil…
Bunun için eskiden izlediğim bir filmden bahsetmek istiyorum. “Restoration” Bu film oldukça eski sayılır ve imdb puanıda pek yüksek değil. Konusuna gelince ;17. yy. İngiltere’sinde lüks ve sosyete düşkünü doktor Robert Merivel (yani Robert Downey Jr.) Kral II. Charles’ın güvenini kazanıp onun yanında kendine bir yer edinir. Kraliçenin şüphelerine önlem olarak ve bir ünvan ile arazi karşılığında Kral ondan metresi Celia ile evlenmesini ister. Ancak kralın yasaklamasına rağmen Celia’ya olan arzusunu yenemeyen Merivel, doğal olarak saraydan kovulur. Böylece herşeyini kaybeden doktor, ilk önce akıl hastalarının “tedavi” edildiği bir hastane de çalışır. Burda Meg Ryan’la tanışır. Sonra sokaklara döner, “kara veba” hüküm sürmektedir ve ünlü kuş şekilli Venedik maskesini takar, İnsanlara yardım etmeye çalışır. (Bir çok yeri atladım :) Filmin sonunda İngiltere Aydınlanma dönemine girer.
Gerek Ortaçağ’da ki veba salgını için veya bir çok tarihte gerçekleşmiş salgınlar için , konuyla ilgili ve bilgili kişiler mikroplardan ve hijyen eksikliği gibi konulardan size ziyadesiyle bahsedecektir. Öncelikle, kime sorsam sanırım Ortaçağ’da yaşamak istemezdi…Peki neden? Ortaçağ’da din ağırlıklı hegemonya ve bunun devamı için her şey yapılmıştır. Basit bir örnek binlerce insan yakılmıştır :( çeşitli sebeplerle (mesela cadılık) Binlerce kedi de yakıldı. Biliyoruz ki, doğal sistemden neyi çekersen, dengesi bozulur ve seni vurur. Aşırı fare, haşerat vs. üremesi ile ve tabii ki bozuk hijyen şartları ve mikroplar sonucu 7 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Ne için?
Yine Avrupa’da kalalım. Bir de bunlar var…Endülüs’ten atılan kıvılcımlar, şehir şehir dolaşan Giordano Bruno ya da Erasmus’un, 3 haftalığına misafirliğe gittiği ev sahibine atfettiği “Deliliğe Övgü” (ev sahibi Thomas More oluyor) ve işte bunun gibi kıvılcımlar…Bunlar da amacına ulaştı.
Arayan için her zaman yeterince aydınlık ve karanlık vardır.
Bunun farkını ortaya çıkaran ise Peter Drucker’ın cümlesinden ibaret. Ana amaçlarımız (yani doğru şeyler) adalet, sevgi, merhamet, cömertlik, onur gibi erdemler değil, güç,makam,ün,para vs. (şeyleri doğru yapmak) dönüşünce insanoğlu edilgen, yönetilen, her şeye razı, yüzer gezer, bencil adalara dönüşür. Yine yukarıda yazdığım üzere; hangi tohum yeşermedi ki? Hiç bir çaba karşılıksız kalmıyor. Aldığımız her nefeste, büyük resme nasıl bir katkımız olacağını düşünmek ve buna uygun bir “biz” inşaa etmek daha doğarken üstlendiğimiz en büyük sorumluluğumuz aslında.
Kaygan zeminler için, kaygan zihinler için; Ya yoldasın, Ya da yoldan çıkmışsın.
Birsen SUNGURAY
