
“Cahilde eksik olan akıl değildir (o kurnazdır); eksik olan ahlaktır. Cahil, güçlüdür. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötü insandır.”

Cemil Sunguray, Birsen Sunguray
En güzel günlerimiz; henüz yaşamadıklarımız.

Selahaddin: İçerideki herkesin hıristiyan topraklarına güvenli geçişine izin vereceğim. Herkesin! Kadınlar, çocuklar, yaşlılar… Bütün askerlerin, şövalyelerin ve kraliçen… Kimseye zarar verilmeyecek, sana yemin ediyorum.
Balian: Bu şehri aldıklarında Hıristiyanlar, bu şehirdeki her Müslümanı katletti.
Selahaddin: Ben o adamlar değilim. Ben Selahaddin’im, Selahaddin!

Bir insanın kendi mükemmelliğine olan inancı ne kadar zayıfsa, ulusunun, dininin, ırkının veya inandığı kutsal amacın mükemmelliği yönündeki iddiası da o kadar güçlüdür.
Ben olmam gereken kişi değilim, olan kişiyim. Sen olmam gereken kişiyi seversen, beni kim sevecek?
İnsanlar sevilmek için kusurlarını gizleme gereği duyarlar. Ama kimse zaaflarına, zayıf anlarına, hatalarına tanık olmadığı birini gerçekten sevemez.

Eğer,
Birisi sana zarar vermek istiyorsa,
– Gizlediği acıyı gör.
Birisi sana yalan söylemek istiyorsa,
– Sakladığı boşluğu gör.
Biri sana ihanet etmek istiyorsa,
– Yüklendiği yalnızlığı gör.
Biri seninle dalga geçerse,
– Kilitlediği travmaları gör.
Biri seni küçümsediyse,
– Sefaletinin ne kadar büyük olduğunu gör.
Biri seni kıskanıyorsa,
– İçindeki hayal kırıklıklarını gör.
Şimdi kendi kusurlarına iyice bak ve anlamaya çalış!
Anladın mı?
Başkalarının kusurları karşısında görevin, yardımınıza en çok ihtiyacı olan kişiye karşı nâzik olmanızı engelleyen herşeyi düzeltmek.
Her yetişkinin arkasında acı hikayesi olan yaralı bir çocuk vardır.
Ona karşı şefkatli ol.

Adam 48 yıl önceki ilkokul öğretmenini parkta görünce, utanarak yanına yaklaşıp:
– Hocam beni tanıdınız mı? dedi.
İhtiyar öğretmen:
– Hayır tanımadım.
Adam:
– Hocam nasıl tanımazsınız? Ben ilkokul öğrenciniz M…. Hocam, hani sınıfımızda bir arkadaşın saati kaybolmuştu. Onu ben almıştım. Siz de; “herkes kalksın ve ellerini tahtaya dayasın, arama yapacağım!” demiştiniz. Ben utanmış ve çok korkmuştum. Sizin ve arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım diye soğuk terler döküyordum…
Sizden bir komut daha geldi.
“Şimdi herkes gözlerini kapatsın!”
Ortalarda bir yerdeydim. Aranma sırası bana gelmişti. Saati cebimden sessizce almış, devamla, aynı sessizlik içinde son arkadaşa kadar aramayı sürdürmüştünüz. Sonra bizi yerimize oturtup, bana ve hiç kimseye hiç bir şey söylemeden saati sahibine vermiştiniz.
Büyüdükçe içimde büyüttüm bu davranışınızı… Hocam, ben şimdi 60 yaşındayım. Düşünüyorum da şu hayattaki en büyük dersi, o gün sizden almışım. Her aklıma gelişinde sarsıldım ve her aklıma gelişinde kendimi sizden kalan erdemin koruyucu gölgesinde hissettim.
“Utancı bilerek yaşamak korkunç…
Daha da korkuncu, bilerek yaşatmak,” derler..
Hocam siz bana o utancı yaşatmadınız.
Yaşasaydım unutur muydum, doğrusu bilmiyorum. Ama beni utandırmamanızı hiç unutmadım Hocam. Şimdi hatırladınız mı beni?
İhtiyar öğretmen yan yana oturdukları bankta öğrencisine yaslanarak:
– O olayı ertesi gün unutmuştum ben. Şimdi sen anlatınca hatırladım. Sizlere “gözlerinizi kapatın” dediğimde ben de gözlerimi kapatmıştım. Saatin kimin cebinden çıktığını bilmemeli, görmemeliydim. O yaştaki her çocuğun düşebileceği yanılgıya düşen bir öğrencime karşı içimde bir yargı oluşsun istememiştim.
O sen miydin?

Einstein’a bir konferansta Tanrı’ya inanıp inanmadığını sorarlar, işte cevabı:
“Spinoza’nın Tanrı’sına inanıyorum!”
Baruch de Spinoza, Descartes ile birlikte yüzyılın felsefesinin üç büyük rasyonalistinden biri olarak kabul edilir.
İşte Spinoza’nın tanrısı ya da doğası:
Tanrı şöyle derdi:

Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum.

Belki de tüm zamanların en çok okunan düşünürü olan Konfüçyüs, iyiliği, insanlığı, barışı, erdemi, yüksek insan ile bilge insan öğretilerini konu alır. Mükemmel insanı ‘asil adam’ diye anar. Çincesi junzi olan bu söz, birebir tercümeyle ‘asil genç efendi’ anlamına gelir. Ancak Konfüçyüs’ün herhangi bir aristokrasi ya da feodalizm tarafgirliğine düştüğü sanılmasın; çünkü onun mükemmel insanının asaletinin kaynağı hiçbir şekilde ailesi veya ataları değildir. Bu asaletin kaynağı ‘öğrenmeye aşkla bağlı olmak’, ‘törelerin gereğini samimiyetle yerine getirmek’ ve ‘atalara, ana babaya hürmet göstermek’ gibi insanî erdemlerdir. Kişi bu erdemlere sahip olduğu zaman, artık ‘Yol’u yürümeye başlamış demektir.

Hoşgörü geçici bir tutum olmalıdır. Aslolan karşıdakini kabuldür. Hoşgörü süreklilik halinde bir aşağılamaya yol açar.