Zaman bir yüktür. İnsanın taşıyamayacağı kadar ağır, ilk gördüğümüz çöp kovasına buruşturup atabileceğimiz kadar da hafif… 0 ile 1 arasındaki sonlu aralığa sonsuz sayı sığdırabilen matematik gibi, doğum ve ölüm arasındaki sonlu aralığa sonsuz anı sığdırabileceğimiz büyülü bir şeydir zaman. Kısacık ömrümüzde nasıl geçtiğini, neden geçtiğini ve nasıl geçeceğini düşünmeden, varlığını sokaktaki neşeli çocukların ayağımıza çarpan topu gibi gülümseyerek gelişine vurmamız gereken bir olgu. Artan kırışıklıkların, ne kadar yaşayacağının, ne kadar paran olduğunun hiç bir önemi yok. Bütün acılarına rağmen gülebiliyor musun? bütün korkularına rağmen cesur musun hala? yakalanma korkun olmasa kaçmanın ne lüzumu var diyebiliyor musun mesela? yıllar geçmesine rağmen bir çocuk şarkısında zıplayabiliyor musun? varlığının ıslak bir post gibi ağırlaştığını hissettiğinde kaleme kağıda sarılabiliyor musun oturup çaresizce ve yok yere üzülmek yerine? hayatın, insanların, devletlerin, militarizmin, paranın tüm pisliğine, adaletsizliğine rağmen sıcak bir gülümsemenin, sevginin her şeyi değiştirebileceğine inanıyor musun?
Gözlerini kapat derin bir nefes al. Yeni ve hafif yaşamına merhaba de. Nefretle tutuşan iğrenç varlığını soğuk sularda silkele, arın. Her şeye çare denilen bir hastalığa kendini kaptırıp daha çok ölme. Sırtında taşıdığın bu ağır yükün altında ezilme. Gülümse…
