
Dervişlik olaydı taç ile hırka / biz dahi alırdık otuza kırka
Yunus Emre
Yunus Emre, Eskişehir’de doğmuştur (1240)
Dönemi ağır bir dönem ve Anadolu çok karışık…
Bu dönemde; özellikle Moğol istilası var. İnsanlar öldürülüyor. Köyler sürekli yakılıp yıkılıyor. Zulüm ve vahşet her yerde ve haddi hesabı yoktur.
İşte bu ortamda yaşadıkları köyde kıtlık olur, sefil ve aç kaldıkları için Yunus Emre’yi buğday istemeye, Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına gönderirler.
Buraya giderken eli boş gitmemek için yoldan alıç toplar. Hacı Bektaş Veli’nin huzuruna çıktığında ise alıçları verir ve kendisinden buğday ister.
Hacı Bektaş Veli kendisine çok önemli bir soru sorar “Buğday mı, Himmet mi?”
Yunus Emre “buğday” diye cevap verir, Hacı Bektaş Veli aynı soruyu tekrar sorar. Ancak Yunus Emre’nin cevabı değişmez.
Yunus Emre bunun üzerine buğdayı alır ve köyüne tekrar geri döner. Ancak yolda habire düşünür. Kendisine Aslında sorulan neydi? (Sizce neydi? )
Eve döndüğünde ise köyünü yakılıp yıkılmış yakınların ise öldürülmüş olarak bulur. Ve büyük bir yanlış yaptığını düşünür. Kendisine sorulan soruyu işte o anda anlamaya başlar…
Sonrasında Hacı Bektaş Veli’nin, dergâhına dönüp kendisini kabul etmesini istese de artık geri çevrilir. Ve Taptuk Emre’nin dergâhına gönderilir. Yunus Emre Taptuk Emre’nin dergâhına kabul edilir. Ancak beraber aynı odada kaldığı arkadaşı, tıpkı ailesini öldürüp, köyünü yakanlar gibi bir Moğoldur. (Ki bence bu büyük bir denemedir)
Kendisine görev olarak da dağdan odun getirme görevi verilir. Yunus Emre tam kırk yıl, bu dergâha odun taşır ve bunlardan hiç bir tanesi eğri değildir. Bu konuda yine önemli tüm içsel okullar benzeri görevleri bilerek verirler. Örnek olarak Zenon da, yeni başvuran erkeklerden su getirmelerini ister. Çünkü içinde bulunduğu toplumda; su sadece kadınlar tarafından eve taşınıyor. Bu açıdan küçültücü bir durumdur oluyor. Aslında ana amaç her zaman egonun parçalanmasıdır.
Bu arada Yunus Emre, Taptuk Emre’den dersler alır, doğa ile konuşmayı öğrenir. Gitgide doğa kurallarına hâkim olur. Ve oğlunun ölmemiş kaçırılmış olduğunu öğrenir.
Taptuk Emre’nin dergâhından oğlunu kurtarmak için ayrılır. Ancak başarılı olamaz. Tekrar Taptuk Emre’nin dergâhına geri dönmek zorunda kalır. Dergâha kabul edilmesini istemek, O’nun için zor olur ancak Taptuk Emre onu dergâhına kabul eder. Bu geri dönüş Yunus Emre için; benlik, gurur niyetine hiçbir şey kalmadığı, ailesi bile olsa her şeyden vazgeçmeyi göze aldığı bir andır.
Bunun sonrasında, yavaş yavaş kendini aşan mucizevi olaylar gerçekleşmeye başlar.
Bu mucizevi olaylara, örnek olarak; oğlunun görünmez Horasan Erenleri tarafından Moğolların elinden kurtarılmasını sayabiliriz.
Yunus Emre’nin, bu içrek hayat yolculuğu aynı zamanda tasavvuf açısından yine çok önemlidir. Hem derin dersler, hem ilham içermektedir.
Yunus Emre’nin hayatı ve bizlere bıraktığı sözel bilgelik, tasavvufi olarak; makam ve mertebe konuları üzerine detaylı çalışarak çok daha iyi anlaşılacaktır.
Sevgiyle Kalın
Birsen SUNGURAY
