
Dokuz Tanrıça ya da mitolojide daha çok bilinen isimleri ile dokuz Mousa, esin perileri ve Müzler olarak da geçmektedirler.
Mousa sözcük olarak ise; akıl, düşünme, yaratıcılık yetenekleri anlamlarına gelen “Men” kökünden gelmektedir.
Hesiodus’un Theogonia’sına göre; dokuz Mousa, Tanrı Zeus ve Tanrıça Mnemosyne’in kızlarıdır. Mnemosyne bellek anlamına gelmektedir. Bu nedenle dokuz Mousa’ya “bellek kızları” veya “ahenk kızları” da denilmektedir.
Zeus, tanrılara ne ihtiyaçları olduğunu sorduğu zaman; “övecek birilerine” cevabını almıştır.
Bunun üzerine dokuz gece sonrasında Hesiodus’un anlatımıyla, Mnemosyne, şarkı söyleyen, dans eden, dokuz kafa dengi kız doğurmuştur. Doğum karla kaplı Olimpos doruğunun, dokuz Mousa’nın dans alanının ve sarayının yer alacağı mevkinin çok az uzağında olmuştur. Mousalar oradan ölümsüz şarkılar söyleyerek ve ayaklarından güzel sesler çıkararak babalarına gitmişlerdir. Mitolojik inanışlar içinde ise Parnasus dağında yaşadıklarına inanılmaktadır.
Dokuz Tanrıça kökenleri neticesinde doğuştan gelen olağanüstü erdemlere ve sınırsız yetenekleri sahiplerdir. Bu nedenle Antik Yunan toplumunda Mousa’lara büyük saygı ve sevgi duyulmaktaydı. Dini törenler, askeri eğitimler, tiyatrolar, hasat törenleri ve okullar gibi birçok alanda müzik ile beraber anılmaktaydılar. Onurlarına birçok müzik festivalleri, yarışmalar düzenlenmiş ve Mouseia adını taşıyan felsefe okulları da kurulmuştur.
Dönemin ideal zarafet ve güzellik görüntüsüne sahip olarak çoğu zaman kanatlı genç kadınlar olarak sanat alanında betimlenmişlerdir.
Dokuz Tanrıça, Tanrı Dionysos’u da besleyip büyüten tanrıçalar oldukları için sanat ve bilimin, coşkulu, heyecanlı, duygusal yüksek yanını ortak olarak taşımaktadırlar.
Dokuz Tanrıça, mitolojik anlatımlarda genel olarak beraber koro şeklinde şarkı söylerken bahsedilmektedir ve koroyu ise Apollon yönetmektedir. Tanrı Apollon, sanat ve bilime, akıl ve düzen getiren yönetici bir figür olarak anlatımlarda yerini almıştır. Yazar Nietzsche’de akıl ve duygunun birbirini bütünleyen karşıtlığını Apollon ve Dionysos üzerinden yaptığı metafor anlatımlarla çözümlemeye çalışmıştır.
Antik toplum şairleri ve yazarları, çoğu zaman eserlerine dokuz Tanrıça’ya saygı ve davet ile başlamışlardır. Çünkü yetenek daimi olarak kabul edilmemiş ve kişinin hak etmesi, doğru kullanması, geri alınmaması için alçak gönüllülük içinde yaratıcılık sergilemesi gerekmektedir.
Antik eserlerde dokuz Mousa’ya sesleniş ve atıfta bulunulmasının önemli diğer sebepleri arasında, engin bir belleğe, bilinç ve ince bir düşünüşe ulaşma konusunda aracı olmaları sayılabilir. Müzelerin ve müzik gibi kavramların da bu nedenle Mousalar ile bağını, sözlü ve yazılı kültür içinde olan ağırlıklarını daha iyi anlayabiliriz.
Dokuz Mousa’nın her biri taşıdıkları sanat ve bilim özelliklerine göre değişik objelerle ilişkilendirilmişlerdir. Dokuz Mousa, yaşanılan dönem içinde şu anda plastik sanatlar olarak adlandırdığımız sanatlar, zanaat olarak geçtiği için bir ilişkilendirme söz konusu olmamıştır.
Herodot, dokuz Mousa’yı referans alarak dokuz kitaptan oluşan “Herodot Tarihi” kitabını yazmış ve ilk kitabını ise tarihçilerin ilham tanrıçası olan Mousa Clio’ya adamıştır.
Mousalar dokuz tane olması ve birbirini tamamlaması, dokuz sayısının gizemli kabul edilen bir sayı olması ile ilgili olabileceği gibi insanın dokuz ay anne karnında olgunlaşması ve Mousa’ların yaratıcılıklarının doğum ile özdeş olarak algılandığı insansı birer tanrıça figürleri olmaları ile ilgili olabilir. Bu nedenle yaratıcılık ve ilham konusuna “dişil” bir anlam yüklendiğini de çıkarabiliriz.
Antik dönem sonrası ise dokuz Tanrıça’ya Fransa’da isimlerine atıfta bulunulan önemli figürler olarak rastlıyoruz. Bunun için ‘Les Neuf Soeurs’ (dokuz kız kardeş) grubuna biraz daha yakından bakılması gerekmektedir. 1776’da astronom olan Jerome de Lalande tarafından kurulan grup bir çok önemli ismi bünyesine alarak, hem Fransız Devrimi, hem de Amerika’nın bağımsızlığı içinde önemli rol oynayan isimlere ilham verip, bir araya getirmiştir.
Dokuz Tanrıça’nın önemini, işaret ettikleri konulara ana kaynaklık eden anne Mnemosyne’nin yani bellek konusunun, insanlık adına ne kadar önemli olduğuna bakarak anlayabiliriz. İnsanlık birikimlerini, bir uygarlık geliştirmek adına bilgi ve tecrübeleri birbiri üstüne yükselterek, ekleyerek bu gün olduğumuz noktaya gelebilmiştir. Bu tabii ki, insanlığın bir belleğe sahip olması ile mümkündür. Mnemosyne’nin kızları ise bize bu belleği, kayıt ile, aktarım ile, sanat ile, bilim ile geliştirmenin yollarını göstermektedir.
Titan Mnemosyne’nin kızlarını biraz daha yakından tanırsak;
Calliope’nin adı güzel sesli veya güzel yüzlü anlamına gelen ‘kallos’ ve ‘ops’ kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Dokuz Mousa içinde en büyükleri olarak bilinmektedir. Özellikle epik şiire ve destanlara ilham vermektedir. Çeşitli eserlerde elinde bir tablet ve kalemle resmedilmiştir. Homeros’un ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’ gibi önemli eserlerde ilham kaynağı olmuştur. Calliope yine önemli bir mitolojik ve inanç figürü olan Orfeus’un da annesidir.
Euterpe’nin adı ‘mutluluk veren’ veya ‘neşe getiren’ anlamlarına gelmektedir. Euterpe genel olarak elinde bir flüt denilebilecek ‘aulos’ ile resmedilir. Aulos, Antik Dünya’da çift kamışlı ve üflemeli bir flüt çeşididir. Bu çalgı bir çok dini ve sosyal etkinlikte kullanılmaktaydı. Bu nedenle müzikte önemli yere sahip bir enstrümandı. Euterpe neşe ve müziği ile bir araya getirme, ilham verme özellkleriyle önemli bir yere sahipti.
Melpomene’nin adı ‘şarkı söyleyen’ veya ‘koroda yer alan’ anlamına gelir. Ancak zaman içinde trajediyle özdeşleşmiştir. Melpomene genel olarak elinde bir trajedi maskesi ve başında defne yapraklarından bir taç ile tasvir edilir. Trajedi maskesi, onun tiyatro ile olan ve özellikle trajik gösteri sanatları ile ilgisini göstermektedir. Zaman zaman trajedinin yoğun dramatik doğasını simgelemek adına elinde kılıç ile de tasvir edilmiştir. Melpomene’nin trajedi ile ilişkisi tiyatronun gelişiminde önemli rol oynamıştır. Onun ilhamı Aiskhylos, Sophokles ve Euripides gibi dönemin ünlü isimlerin eserlerinde hissedilmiştir. Bu yazarların eserleri insanlığın karışık durumlarını ve derin deneyimleri keşfetmek adına halen önemini korumaktadır.
Terpsikhore’nin adı dans etmenin zevki anlamına gelen ‘terpsi’ ve ‘khoros’ kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Terpsikhore çoğu zaman elinde bir lir veya çelenk tutarken ve dans ederken ve aynı zamanda bir koro içinde tasvir edilir. Dans ve müziği birleştirerek insanlara bu sanat dallarında ilham vermiştir.
Erato’nun adı aşk ve sevgili anlamına gelen ‘Eros’ kelimesi ile ilgilidir. Aşk ve lirik şiirle bağlantılıdır. Erato genellkle elinde bir lir veya kithara tutarken resmedilir, bazen de başında gül ve bitki (mür) çelenkleri ile resmedilmiştir. Erato sanat ve edebiyatta şair ve yazarlara romantizmi, aşkın güzelliklerini, zorluklarnı ifade ederken yol göstermiştir.
Polhymnia’nın adı ‘çokca’ ‘ilahi’ anlamına gelmektedir. Polhymnia genel olarak sessiz ve derin düşüceli bir şekilde tasvir edilir, elinde bir kağıt rulosu veya tablet bulunmaktadır. İlahilerin, şiirin ve retoriğin sessiz, meditatif dünyasını temsil etmektedir. Figürsel olarak bazen bir perde arkasında veya bir perdeye dayanmiş olarak gizemli ve düşünceli bir görüntü vermektedir. Polhymnia’nın sanata, edebiyata katkısı sözcüklerin ve doğal olarak ifadenin gücü iledir. Şair ve konuşma yapanlar ondan ilham akarak sözcüklerle oynamakta ve etkileyici metinler oluşturmaktaydılar. Polhymnia günlük hayatta da toplumun ve kültürün önemli bir parçasıydı.
Clio veya Kleio’nun adı; anlatmak, övgü ve ünlü anlamlarına gelmektedir. Clio çoğu zaman bir kalem veya kitap ile tasvir edilirken, tarih yazılarını okurken, incelerken resmedilir. Zaman zaman da zeytin dalı ve defne yaprağından oluşan çelenk ile resmedilmiştir. Clio, tarih ve geçmişin anlatılması, kayıt altına alınması ile yazar ve tarihçilere ilham kaynağı olmuştur. Onun ihamı ile geçmişin olaylarına ve insan yaşamlarına ulaşabiliyoruz. Anlatıcı yönü ile tarihin birikimi üzerinden bir kültür inşaa edilmesi mümkün olmuştur.
Thalia, komedinin esin kaynağı olmuştur. Adı ‘çiçek açan’ veya ‘çiçeklenen’ anlamına gelir. Thalia genelde elinde komik bir maske ve muzip bir yüz ifadesi ile resmedilir. Çoğu zaman elinde bir çiçek buketi veya sopa tutar. Ayrıca üzüm salkımı ve kadeh de olabilir. Thalia şair ve yazarlara neşeli, eğlenceli eserler meydana getirmeleri için esin kaynağı olmuştur. Güldürü günlük yaşam içinde önemli olduğundan halk kültürü içinde etkisi önemlidir.
Urania, astronomi ve astrolojinin ilham kaynağıdır. Urania genel olarak sol elinde bir gök küresi veya bir gök bilim aleti tutarken resmedilir. Tasvirlerinde gözleri gökyüzüne bakar ve giydiği pelerin, elbise üzerinde yıldız motifleri bulunur. Urania gökyüzünün anlamını, yıldızların hikayelerini, insanın sonsuzluk içinde yerini, hem bilimi hem de ruhsal gelişmeyi temsil ederek, rehberlik etmiştir. Ve dolayısıyla evrensel aşk ile de özdeşleştirilmiştir.
Sevgiyle Kalın
Birsen SUNGURAY
Kaynaklar:
Müziğin Yunan mitolojisi ve Batı kültürü İçindeki Algılanışı, Banu Mustan Sönmez, Zafer Kılınçer, İnönü Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, 2011
Antik Dönemde Kadın ve Müzik, Esra Kayıkçı Kamalı, Trakya Üniversitesi yüksek lisans tezi, 2018
Musa’lar Mitolojinin Ahlak Öncüleri, Ayna İsababayeva, Art-Sanat 3, 2015
Antikçağ Felsefesi, Çiğdem Dürüşgen, 7. baskı, 2023
Dokuz Tanrıçalar, Mark Cartwright, worldhistory org, 2012
historia fr/histoire-de-france/xixeme-siecle/les-sept-freres-illustres-des-neuf-soeurs-2064920
