
Merhabalar Dostlar,
Elma diyelim, anlatalım….
Mitolojinin en güçlü kadın figürleri arasında Atalanta’nın özel bir yeri vardır.
Atalanta, Boiotia kralı Schoeneus’un veya Arcadian Iasus’un kızıdır. Annesi ise Clymene’dir. Uzun zaman bir veliaht isteyen kral, kızı olması nedeniyle üzülür ve kızını, askerlere vererek, bir ormana terk etmelerini emreder. Çok üzülen Clymene, bu duruma engel olamaz, ancak boynuna sevdiği bir kolye takarak vedalaşır.
Atalanta’yı, askerler istendiği üzere , bir ormanda terkederler. Ancak ormanlar söz konusu olduğunda çok önemli bir Tanrıça olan Artemis, bu duruma dayanamaz ve Atalanta ile ilgilenir, göz kulak olur. Önce dişi bir ayı görevlendirir ve bir süre bakar, ardından avcılık, koşu, okçuluk gibi bir çok konuda eğitir.
Bu arada yıllar geçer, Atalanta’nın erkek kardeşleri olur, ama bir çok savaş gören ülkede hepsi de ölürler. Kızını da , ormana terk edilme emrini vermiş Kral, çok çok pişmandır.
Günün birinde, Kral İasus ve Kraliçe Clymene avcılarla dolaşan çok güzel ama oldukça bir tuhaf olan bir kızdan bahsedildiğini duyarlar. Kendisini görmek isterler. Saraya getirilen genç kızın boynunda ki kolyeyi annesi tanır. Ve kıza nerde büyüdüğü, anne ve babasının kimler olduğunu sorar.
Atalanta, ormanda büyüdüğünü, Artemis’in kendisi ile ilgilendiğini ve anne, babasını hiç tanımadığını anlatır.
Heyecanlanan Kraliçe, O’nun kızları olduğunu anlar ve herkese anlatır.
Çok sevinen Kral, saraya çağırır ve Atalanta artık sarayın prensesi olarak yaşamaya başlar.
Herhangi bir prensese benzemeyen Atalanta, bir taraftan herkesi de tasalandırır. Çünkü bu prenses, domuz avı peşinde koşuyor, güreşiyor ve herkesten hızlı koşuyordu. Bu ilgi alanları nedeniyle ülke de oluşan sevinç fazla sürmez.
Kral İasus, kızına bir prens veya kraliyete yakışır bir talip seçmesini ister. Bu isteği çevirmeyen Atalanta, kendisini koşu da geçebilecek bir talip olabileceği şartını ortaya koyarak, kabul eder.
Bu şart hem ülke de, hem başka ülkelerde duyurulur ancak gel gör ki, Atalanta’yı geçebilen bir talip çıkamaz.
Atalanta’ya aşık olan ve mutlaka evlenmek isteyen Hippomenes (Melanion) , yarışmak üzere başvurur ancak Atalanta ile yarıştığı takdirde hiç bir şansı olmadığını bilmektedir.
Bu nedenle aşk Tanrıçası Afrodit’ten yardım ister. Afrodit, O’na üç tane altın elma verir. Ve yarışı bu şekilde kazanabileceğini söyler.
Hippomenes yarışırken, Atalanta’nın, fark attığı yerler de, yere bu altın elmalardan birini atar. Altın elmaya dayanamayan Atalanta, geri döner, elmayı arar, bulur ve alır. Yarışın en önemli yerlerinde tekrarlayan Hippomenes yarışı kazanır.
Ancak bu mitolojik hikaye, aşıkların biraraya gelmesi ile sonlanmıyor maalesef. Hem düğünlerine minnet borçlu oldukları Tanrıçaları çağırmayı unutan çift, biraraya gelmek için de, Kibele’nin kutsal ormanında olan bir mekanı tercih edince cezalandırılırlar.
Sık sık Kibele’nin sanatsal tasvirlerinde gördüğümüz iki aslan Atalanta ve Hippomenes olarak geçmektedir.
Mitolojik hikâyenin unsurlarına göz atarsak, Atalanta’nın mitolojinin güçlü kadın kahramanlarından olduğunu görmemiz gerekiyor. Bunu Artemis’in katkısı ve koruması altında, ancak farklı olmaktan korkmadan, herhangi bir ruhsal çöküş yaşamadan özgüvenli, kendi kendini geliştirerek, sınırlarını aşarak yapmıştır. Bir nevi herhangi bir şekilde umutsuzluğa düşmeden kendi kendisini yaratmıştır.
Ancak yarışta aç gözlü olması ve bir hile ile gelen aşk mutluluk getirmemiştir.
Varılan noktalarda kendilerine destek olanları unutmak ve doğanın dokunulmaz düzenine uyumsuzluk ise beklenenden çok farklı sonuçlar yaratmıştır.
Gökten üç elma düştü ama altın mı? Değil mi? Peşinden koşsak mı?
Bilmiyorum
Sevgiyle Kalın
Birsen Sunguray
Görsel; Atalanta and Hippomenes, Book X, Illustration from Ovid’s Metamorphoses, Florence, 1832
